Çokkültürcülük yalanı

Youtube kanalımda zaman buldukça konuşulması yasak veya tabu olan konulara çomak sokan videolar paylaşacağım.
Bu filmin Avrupa ırkını hafif kayıran bakış açısı sizi yanıltmasın. Bu film kinayeli bir dille, propaganda bombardımanı altında popüler ortamlarda konuşulamayan, hele dünyadan bağını git gide koparmış ülkemizde hiç konuşulmayan bir konuyu biraz da rahatsız edici biçimde ele alıyor. Bir kaç dakika içinde klişeleşmiş güncel dogmatik söylemlerin mantıksızlığını komik biçimde sergiliyor. Konulara aşina olanlar için eğlenceli bir yapım. Aşina olmayanlara süper-sıkıştırılmış bir özet geçeyim…

Sayfamda uygarlığın kendisini yok eden döngüler ürettiğini ve grafiğinin aşağı doğru hızlı bir inişe geçmek üzere olduğunu anlatmaya çalıştım. Bunun adına çöküş dedim. Çöküş herhangi bir ülkeye özgü olmasa da ülkelerin bu çöküşe katkısı ve bundan göreceği zarar değişken. İçinde bulunduğumuz ülkenin küresel sorunları kötüleştiriyor ve bunlardan zarar görüyor olması, kendi politik çöküş sürecine girdiğini (sokulduğunu) görmemize engel değil.

Son yıllarda Türkiye’de de çok seslilik görüntüsü adı altında yeni kuşak tek sesli, yeni faşizm diyebileceğimiz bir ortam hazırlama sürecinin basın ve yayın yoluyla ilerletildiğini görüyoruz. Yeni Dünya Düzeni’nin Orta Doğu ayağı olan BOP projesinin bir parçası niteliğindeki AKP hükümeti… Basın ve yayın sektörünün tekelleşme süreci… Ve bu yeni düşünsel gündemin ilerlemesi… Bunların arasındaki paralellik rastlantı olamaz. Kimi zaman uygarlaşma ve ilerleme, kimi zaman bilimsellik kılığında ilerletilen bu gündemin pek çok alt kolu var. Bunları kısaca şöyle sıralayabiliriz:

Irkçılık ve milliyetçiliğin tartışılması yasak tabu konular ve “faşizm” olarak etiketlenmesi;
“ırkçılık ve milliyetçiliğe dur de”;
rasyonel ve meşru yurtseverliğin yani toplumun yaşama araçlarını sahiplenmenin milliyetçilik ve ırkçılık olarak etiketlenmesi;
ulus devlet ve ulusal bağımsızlık fikrinin aşağılama yoluyla gözden düşürülmesi;
tarihin basın yoluyla yeniden yazılarak uluslarda suçluluk duygusu yaratılması;
azınlık hakları gündemi üzerinden çoğunluğu azınlığa ezdirme çabası, pozitif ayrımcılık;
ırkların gerçekte var olmayıp kültürel kabuller olduğu;
ulusların ve etnik kökenlerin hukuksal değil fiziksel eşitliği;
göçmenlik “hakkı”;
yaşam alanında göçmen ve nüfus artışı istemeyenlerin faşist, ayrımcı olarak etiketlenmesi;
tarihin bitek bir çatışma  kaynağı olduğunu belgelediği çok kültürlülüğün yüceltilmesi;
farklılıkların zenginlik olduğunu söylerken aslında farklılıkların yok sayılması (“hepimiz aynıyız”);
farklılıkları farklılık olarak tanımlayıp kabul etmenin ayrımcılık olarak tanımlanması;
farklılıkların dile getirilmesinin ve konuşma özgürlüğünün ayrımcılık, “nefret suçu”, Nazizm, Anti-Semitizm gibi karalamalarla engellenmesi;
popüler tarihi sorgulamanın suç yapılması;
farklılıkların ve ayrı yaşama dileğinin dile getirilmesinin sansür süreçleriyle engellenmesi;
cinsiyetlerin eşitliği, feminizm, pozitif ayrımcılık;
eşcinselliğe ve dönmeliğe hoşgörü adı altında yersiz övgü;
hayvanseverlik adı altında insan-sevmezliğin ve ütopik beslenme anlayışlarının propagandası;
çevreci gündemler üzerinden özel mülkiyetin gayri meşrulaştırılması ve uluslararası yasama organlarına rıza üretilmesi;
insan kaynaklı küresel ısınma propagandası;
bütün ulusların aynı, yani suçlu, saldırgan ve sömürgeci olduğu propagandası;
bütün dinlerin aynı, yani bağnaz, sabit ve bilim dışı olduğu propagandası;
dinler arası “diyalog”;
felsefi değil popüler, bağnaz ateizm propagandası;
Anti-Faşizm adı altında yeni kuşak faşizmin dayatılması.

Devletin resmi organlarından çokkültürcülük propagandası

Devletin resmi organlarından çokkültürcülük propagandası

Bu alt gündemlerden çokkültürcülükle ilgili olanların Türkiye’de son yıllarda yoğunlaştığına dikkatinizi çekerim. Çokkültürcülük propagandasını yoğun olarak sürdüren iki gazeteden birisi Taraf’tır. Taraf bir gazete değil Soros’çu toplum mühendisliği projesidir. Birisi de Pennsylvania’da CIA ve hükümet merkezlerine bir saat uzaklıkta oturan, Siyonist örgüt liderleriyle senli benli olan cemaat liderinin emrinde çalışan Zaman’dır. Bu rastlantı değildir. Google’ı kullanarak bu gazetelerin sitelerinde çokkültürlülük ve çokkültürcülük sözcüklerini arattığınızda manzara ana hatlarıyla karşınıza çıkacaktır.

Son günlerde Suriyeli kaçakların durumu üzerinden yabancı düşmanlığı ve göçmen karşıtlığı gibi bu topraklara ve bu kültüre son derece yabancı, ithal kavramlar halkın kafasına sokulmaya çalışılıyor. (örnek: diken.com.tr/suriyeliler-algisinda-tehlikeli-gocmen-karsitligi-yuzde-62ye-gore-siginmacilar-huzur-bozuyor/ aa.com.tr/tr/haberler/377860–afadin-suriye-toplantisi) Resmi tarihin sorgulanması adı altında Cumhuriyet’in ve bağımsız Türkiye’nin meşruluğu çürütülmeye, yeni kuşakların tarih ve kimlik bilinci yok edilmeye, Türk etnik kökeni üzerinde suçluluk duygusu oluşturulmaya çalışılıyor. (örnek olarak Taner Akçam, Ayşe Hür, Murat Belge gibileri sayabiliriz) Son hükümet sayesinde haciz yoluyla bile hiç bir zaman ödenemeyecek miktarlara yaklaşan parasal borcun üstüne bir de tarihsel/ahlaki borç (bunun ekonomik tahsili de elbette olacak) yükletilmeye çalışılıyor. Bir kitapçıya gidin ve Cumhuriyet tarihi, Türkiye tarihi veya tarih olarak etiketlenmiş reyonlara dikkatlice bakın. Çok satan kitapların yarıdan çoğunun Türk etnik kökenini yalanlamaya, Anadolu’nun “gerçek sahipleri”nin buradan baskı ve şiddet yoluyla uzaklaştırıldığı veya asimile edildiği yutturmacasını aşılamaya ve okur yazar kesimi Türk olmaktan utanma noktasına eriştirmeye çalıştığını gözünüzle göreceksiniz.

İş Bankası'nın aynı gün yayında olan iki ayrı anasayfa görüntüsü. "Türkiye'de kültür ve turizm deyince akla Yunan kalıntıları gelir."

İş Bankası’nın aynı gün yayında olan iki ayrı anasayfa görüntüsü. “Türkiye’de kültür ve turizm deyince akla Yunan kalıntıları gelir.”

Anadolu’nun tarihsel olarak bir kültür çorbası olduğu ve Türklerin hiç bir zaman çoğunluk olmadığı sanrısı oluşturulmaya çalışılıyor. Sözde “ezilen azınlıklar” söylemiyle bu “suç”ların bugün de işlendiği sanrısı oluşturuluyor. Mustafa Kemal gibi ulusal ve ekonomik bağımsızlığın meşruluğunu savunan simge isimler gözden düşürülerek bu kişiliklerin temsil ettikleri değerler aşındırılıyor. Turizm ve AB’ye uyum bahane edilerek Akdeniz kıyısı büyük bir kültürel soykırıma kurban veriliyor. Rusya’dan ve Baltık ülkelerinden, Avrupa, Afrika ve Orta Doğu’dan gelenlerin mülk edinmesi ve yerleşmesi kolaylaştırılıyor. Kültürel zenginlik adı altında harabe kiliseler için kampanyalar yapılıyor. Dinsel sorgulama adı altında İslam’ın ulusal bağımsızlığa izin vermediği öne sürülüyor, bu inanç üzerinde “kadın ve Yahudi düşmanlığı” gibi konularda bir kaç “düzeltme” yapılması gerektiği aşılamaları yapılıyor. Düzeltme yapılması gerektiği kesin, ancak bunlar aslında elde avuçta kalmış olan uyanıklık kırıntılarını süpürme girişimleri.

Tesco'ya bağlı F&F giyim mağazasının reklam "banner"ı ve anasayfasında zenci ve zenci kırması resimleri. Bu reklam ve site Türkiye'de yayınlanıyor.

Tesco’ya bağlı F&F giyim mağazasının reklam “banner”ı ve anasayfasında zenci ve zenci melezi resimleri. Bu reklam ve site Türkiye’de yayınlanıyor.

Bu filmin bir benzerini, hem de çok benzerini yüz yıl kadar önce de görmüştük. Ne var ki cahil çoğunluğun geçmişiyle bağı başarıyla kopartıldığı ve aydın kesimin niteliği çok düştüğü için hatırlayan, hatırlatan kalmadı. Ne yazık ki Türkiye artık düşünce üretimini bıraktığı ve kendini dünyaya gittikçe kapattığı için Anadolu’daki varlığının altını oyan bu sistemli aşılamaları okuyamıyor, sorgulayamıyor, bunlara karşı entelektüel bir direnç geliştiremiyor. Senaryonun asıl hedefini kestirmek zor değil. Birazcık tarih bilinci gerekiyor. Ali Tayyar Önder’in Türkiye’nin Etnik Yapısı kitabı iyi ve soğukkanlı bir başlangıç olabilir.

Bütün bu gündemler tekelleşmiş Batı basın-yayını eliyle yürütülüyor. Bu propaganda, varılacak hedef olan Tek Dünya Devleti içindir. Toplumları egemen ve özgür olmaya, ortak çıkarlarını gözetmeye yönelten bütün değer yargılarını bir bir yıkıp yerine eşitliğe, ama Tek Dünya Devleti’ne kölelikte eşitliğe rıza oluşturacak paradigmalar yaratılmaya çalışılır. Toplumsal çıkarlara aykırı olanı ayıklayıp dile getirme, kötüye kötü, ahlaksızlığa ahlaksızlık deme özgürlüğünü yok etmeye çalışır. Toplumları ahlaksızlığa, zararlı, yıkıcı ve ortak çıkara aykırı olana “hoşgörü” adı altında rıza göstermeye zorlar. Oysa bu toplumsal tepkilerin çoğu yüz binlerce yıllık toplumsal evrim sürecinde ortaya çıkmış ve doğal seçilimle bilenmiş, bilenmeyi de sürdüren biyolojik, duygusal ve bilişsel reflekslerin ürünüdür. Bu bilenme önümüzdeki yıllarda bankacılık sistemine; çokkültürcülüğe; bilimsel faşizme; her şeyi bilen ve her şeye gücü yeten, yani tanrı olmaya çalışan bir Tek Dünya Devletine karşı direnç oluşturabilen toplumları ayıklayacaktır. Bu direnci oluşturamayan toplumlar özgürlük, eşitlik sloganları ata ata tarih boyunca olageldiği gibi zayıflayıp yok olacaktır.

Hoşgörü kavramının içini boşaltmak için güzel bir bahane: çokkültürcülük

Hoşgörü kavramının içini boşaltmak için güzel bir bahane: çokkültürcülük

Ne yazık ki piramit yapılanması, iç içe geçmiş halkalar gibi yüzyılların birikimi olan yönetim yapılanmalarından haberi olmayan kişiler bunları komplo kuramı olarak damgalayıp arkalarını dönmektedirler. Bu gündemlere hizmet edenlerin çoğu (alt basamaklarda olanlar) neye hizmet ettiklerinin ayırdında olmazlar. İçten bir biçimde doğru bildiklerini savunurlar. Oysa ki bildikleri doğruların çoğu onlara kaynağı tek bir merkezi anlayış çevresinde toplanmış gazeteci, yazar ve bilim adamı çevrelerince aşılanmıştır. Çok sesli bir ortamın seslerini işittiğini düşünen okur-yazar kişi, duyduğu seslerin çoğunun kaynağını tek bir ülkeden, tek bir kentten, tek bir dinden, geçerliliği sorgulanabilir tek bir bilimsel hipotezden alıyor olabileceğini bilmez. Varlığını bilmediği bir çoban tarafından güdülür. Nitekim toplum kesimlerinin meşru olabilen taleplerine ölçmeden, tartmadan “milliyetçilik, ırkçılık, yabancı düşmanlığı” etiketlerini yapıştırır kendisine ezberletildiği gibi.

Kölenin elleri sahibine hizmet edebilir ancak düşünceleri hala özgürdür. Özgürleşme fikri sürekli zihnini meşgul eder. Ama sahibi onun düşüncesini ele geçirdiğinde düşüncelerinin yanında elleri de onun olacaktır. Köle olduğunun ayırdına varmayacaktır.

Bu videoyu her cümlesine katıldığım için değil, düşündürsün diye, bu yapay gündemlere bilişsel bir direnç oluştursun, bir kıvılcım olsun diye Türkçeleştirdim. Gerçekte ırkçı, faşist ve ayrımcı olan, bu videoyu “nefret söylemi” içerdiği bahanesiyle defalarca silen Youtube yönetimidir. Amerika kıtasının tarihsel ve kültürel arka planını biraz bilmeniz videonun mesajını daha iyi anlamanızı sağlayacaktır. Çoğunluk, yıllar sonra başına örülen çorabın farkına varıldığında, yani iş işten geçtiğinde bu videonun ironisindeki isabet çok daha iyi anlaşılacaktır.

Şiddetle öneririm:
alevalatli.com.tr/makale.asp?s=detaym&ID=20

Daily Express'e göre İngiliz vatandaşlarının oturma izniyle ("expat" olarak) en çok yerleştikleri ülkeler İspanya, Pakistan ve Türkiye. Akdeniz kıyılarını işgal eden Avrupalıların "rahatsız edilmemeleri" için Türklerin çokkültürcülüğe ikna edilmesi gerek.

Daily Express’e göre İngiliz vatandaşlarının oturma izniyle (“expat” olarak) en çok yerleştikleri ülkeler İspanya, Pakistan ve Türkiye. Akdeniz kıyılarını işgal eden Avrupalıların “rahatsız edilmemeleri” için Türklerin çokkültürcülüğe ikna edilmesi gerek.

Anahtar sözcükler: "kozmopolit", "diyalog", "erasmus"... Mesaja dikkat: "Gerçek paradır."

Anahtar sözcükler: “kozmopolit”, “diyalog”, “erasmus”… Mesaja dikkat: “Gerçek paradır.”

Çokkültürlü New York'ta beyaz Amerikalıların ikinci sınıf vatandaş düzeyine indirgendiğinden habersiz okuyucu kitlesine masallar: "İstanbul sizin değil, herkesin."

Çokkültürlü New York’ta beyaz Amerikalıların ikinci sınıf vatandaş düzeyine indirgendiğinden habersiz okuyucu kitlesine masallar: “İstanbul sizin değil, herkesin.”

Reklamlar

1 Response to “Çokkültürcülük yalanı”


  1. 1 hasan 23 Ara 2014, 22:52

    Çokkültürcülük bildiğiniz işgaldir. Bir işgal çeşididir.
    Kimse kendi milletinin yaşadığı çevreye sonradan gelen yeni kültürler, yeni etnik kimlikler kabul etmek zorunda değildir. Bu bir dayatmadır.
    Bu işgale direnenleri ise faşizmle, ırkçılıkla suçlarlar.
    Kimsenin bahsetmediği bir konu. İyi yazmışsınız.
    Bu konuyla ilgili bir yazı daha yazın lütfen.


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s





%d blogcu bunu beğendi: