Yılbaşı yazısı

“Kötümser, yeterince iyimseri dinlemiş olana denir.”

Gelmez, çok uzak sandığımız 2012 geldi. 21 Aralık yaklaştıkça delirenleri, sapıtanları ibretle seyredeceğiz. Peak oil ile “dur” borusu çalan ekonomik büyümenin doğrudan gaspa, saldırıya evrilmesi sürecinde artık daha büyük adımların atılışına tanık olacağız. Bir ihtimal, bir takım iddialara göre doların, avronun çöküşünü yaşayacağız. Avrupa’da devletlerin iflas ettiğinin inkarının devamına veya iflas dalgasının domino etkisi ile büyükbaşları da vurmasına tanık olacağız.

20 bin yıl önce otun, böceğin yaşam hakkını gasp ederek başlayan, bugün “benden başka herkes ve her şey değersizdir” sapıklığına kadar varan hak yeme, sömürü, tecavüz, artık ne isim koyarsanız koyun… bu imkan transferinin debisi artık artamıyor. Piramidin ucu, piramidin tabanından daha fazla su çıkaramıyor, çünkü saadet zincirine doğadan gelen yenilenemez kaynakların fiziksel sınırlarına ulaştık. Petrol, bakır, azot, tuz, balık, buğday… bunların üretimi artık artırılamıyor.

Uygarlığın krizi bundan ibaret değil. Dünyanın ikliminin değiştiği gözleniyor. Olası nedenler muhtelif, ancak piramidin tepesi bunun kabahatini piramidin tabanına yüklemek amacıyla CO2 adında bir hayal kahramanı uyduruyor. Önümüzdeki yıl “filanca buzul şu kadar daha küçüldü” başlıklı, insanlara suçluluk duygusu yaşatmaya yönelik, yarı doğru haberler yoğunlaşacak. Bozulan iklim yukarıda saydığım ürünlerin bazılarının üretimini azaltacak.

Bitmedi. Geçtiğimiz yıllarda bu muazzam, aşırı tarım üretimine erişmek için kullanılan yenilenebilen ve yenilenemeyen yer altı suları da “suyunu çekmeye” başladı. Bunun etkileri hafif değil, dramatik olacak. Önümüzdeki yıl tarım üretiminde düşüş yaşanabilir. Az bir düşüş bile artan talep nedeniyle büyük fiyat zıplamalarına, dolayısıyla büyük açlığa, dolayısıyla büyük sosyal olaylara neden olagelmiştir. Olmaya da devam edecektir. Tatlı su kaynaklarının başına geleceği çok iyi bilen egemen sınıf son yıllarda yangından mal kaçırır gibi Anadolu’nun tatlı su zenginliklerini parselliyor, uyumuyorsanız farkındasınızdır. Bu operasyon 2012’de büyük ölçüde tamamlanmış olacak. Reste restle karşılık vermek isteyen kitleleri artık tankların, yaylım ateşinin karşılayacağı zamanlardayız.

Bitmedi. ABD ve diğer ülkelerdeki akademisyenlerin önümüzdeki iki yıl güneş faaliyetlerinde dönemsel “anormallik” gözleneceği şeklindeki tahminleri yoğunlaşıyor. Akademi dünyası güvenilir bir kaynak değil, eyvallah. NASA gibi piramidin tabanından beslenip zirvesine hizmet eden örgütler de eriştikleri gerçeğin ancak %1’ini tabanla paylaşıyor, bunu da biliyoruz. Dolayısıyla bu anormalliğin olası etkileri konusunda bizimle paylaşılmayan öngörüler olduğunu seziyorum. Farklı kaynaklar farklı senaryolar yazıyorlar. Ve bu senaryolar açıkçası büyük bütçeli felaket filmi senaryolarından çok farklı değil.

Kürede durum böyle. Kürenin kendi işgal ettiğimiz kısmına gelirsek, burada durum içler acısı desem abartmış olmam. Artık kesin olarak söyleyebilirim ki, egemen bir ulus değiliz. Artık bir ordumuz bile yok. Bunun ne anlama geldiğini bilmeyene anlatmak çok zor. “Ben bilmem beyim bilir” deyip, karnından sıpası, belinden sopası eksik edilmeyen zavallı bir ev kadınını hayal etmenizin belki bir yardımı dokunur. Şu kadarını söyleyeyim. Ortadoğu’da sırf hır çıkarmak, soykırım yapmak için kurulmuş bir devlet var. Avucu kaşınan bu devlet vurmaya başladığında, biz ulus olarak hangi tarafta yer alacağımızı seçemeyeceğiz bile. Bu durum, vuruşmanın başlaması durumunda her halükarda bizim kaybedeceğimizin delilidir.

Geçtiğimiz on yılda ülke içi kaynak bölüşümündeki adaletsizlikte yeni ufuklar açıldı. Bu eğilim artarak devam edecek. İstatistikleri bir tarafa bırakın. Bunu herkes seziyor. Seziyor ama, bu sezgiyi bastırmak istercesine her gün yeni bir sahte istatistik açıklanıyor. Binyıllardır egemenlerin çabası bu değil mi zaten? “Aman insanlar gözleriyle gördüklerine, elleriyle tuttuklarına, akıl ettiklerine, hissettiklerine inanmasınlar, benim dikte ettiğime inansınlar. Benim tanrıma tapsınlar.” Gören gözler, ölmemiş zihinler için izahata gerek yok. Hükümetin her bir icraatı, piramidin tabanından zirvesine doğru olan varlık transferini görülmemiş hızlara çıkarmak, insan yığınlarının kaderini biraz daha egemenlerin avucuna bırakmak amacına hizmet ediyor. Kapitalizmin her türlüsü mülksüzlerin, kitlelerin yarattığı katma değerin parazit egemenlere transferi üzerine kuruludur. Ancak bizdeki gibi, 3. dünya kapitalizminde çalışan sınıfa “koklatılan” pay, nam-ı diğer sus payı yok denecek kadar azdır. Egemen, payını bağırta bağırta, kıra döke alır. İşin kötüsü, bu durum 300 yıldır aralıksız büyüyen sanayi ekonomisi devrinde geçerliydi. Bu büyüme devri 2008’de bitti. Bundan sonra sisteme giren doğal sermaye artmayacağı, hatta azalacağı için bu çalışan, katma değer üreten kitlenin cayır cayır yanacağının resmidir. Çünkü egemen, veya piramidin tepesi, veya crème de la crème almaya alışık olduğu payından vazgeçmemiştir. Yetkilerinizi devrettiğiniz politikacılar devraldıkları yetkileri ve sizin hakkınız olan varlıkları bunlara vermiştir. Zaman aktıkça bu boyunduruktan kurtulmak daha da zorlaşmaktadır. Her gün tekrar doğan güneş bu parazitlerden kurtulmak için yeni bir fırsattır, ancak her akşam bu olasılık biraz daha azalmaktadır. Her gece özgürlüklerimizin, imkanlarımızın birazını daha kaybetmiş olarak uykuya dalıyoruz. Çocuklarınızın, torunlarınızın size ait olduğunu mu zannediyorsunuz? Bu sülükler sizin yedi sülalenizi ipotek edip sizi ödeyemeyeceğiniz kadar borçlandırdı. Şu anda sürdüğünüz, aslında zirvesindeki refahınızın bedelini zürriyetiniz köle olarak ödeyecek. İşte bunu sağlamak, kolaylaştırmak için kuklalarını, piyonlarını bize seçtirip yönetici yapıyorlar. Adına da demokrasi diyorlar, yani artık ne kadarı kaldıysa…

Önümüzdeki yıl daha fazla mobese, daha fazla basın sansürü, politik muhalefete daha fazla saldırı göreceğiz. İnternet sansürü konusunda daha korkusuz adımlar atılacak. Savcılar kimi içeri tıksak diye blog blog gezdikleri fazla mesailerini artıracaklar. Bazı saftiriklerin interneti özgür bırakacaklarını sandıkları ABD ve Avrupa ülkeleri de internet filtreleme işine hız verecekler. Sevdiğiniz internet sitelerinin kopyasını alın, korsan materyale erişme imkanınız varken doya doya kullanın, vaktimiz daralıyor.

Her gece uykuya dalarken günün muhasebesini yapın: “Bugün haklarımın ve hayattaki imkanlarımın ne kadarını kaybettim?” sorusunu kendinize sorun. Yılbaşında da “Bu yıl haklarımızın, geleceğimizin ne kadarını kaybettik, çocuklarımıza ne kadar ihanet ettik?” sorusunu yanıtlamaya çalışın. Boğazınıza bir şey düğümlendiğini hissederseniz telaşlanmayın, biraz televizyon izleyin, bir gazetenin hafta sonu ekini okuyun, alışveriş yapın, olmadı biraz sevişin, geçer. Mutlu yıllar.

Reklamlar

0 Responses to “Yılbaşı yazısı”



  1. Yorum Yapın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s





%d blogcu bunu beğendi: