Çevrenin karşısında insan- Bir düşünce deneyi

Biliyorum yazılara verdiğim uzun aralar sizi blogdan soğutuyor ama burada sadece başka yerde okumadığınız şeyleri okuyorsunuz. Onun için yandaki kutucuğu kullanıp abone olmanızı ve yeni yazı eklenince haberdar olmanızı tavsiye ediyorum. WordPress’ten gelen epostalar spam klasörüne düşebilir, onu da ekleyeyim.

Evet biraz tembellik etmeyi seviyorum, benim yetişemediğim yerde hariçten katkı bekliyorum. Bloga yazı yollayanlara ilgilendikleri konulardaki belgesellerden oluşan DVD’ler hediye etmeyi düşünüyorum. İlk talihlimiz eternia rumuzlu okurumuz. Kendi adına düşünebilen bir adam ve bir sağlık araştırmacısı olan Mika Adams’ın http://www.naturalnews.com/029056_environmental_protection_population_control.html adresindeki makalesinin bir çeviri-özetini yaptı. Daha önce bahsedilmeyen bir konu değil, ancak farklı bakış açılarının aynı sonuçta birleştiğini görmek önemli. Yeni yılda görüşmek üzere…

 

1. Gerçek- Dünya’nın kaynakları sınırlıdır.

Bu durum oldukça bariz olmasına karşın bazı insanlar hala anlamıyorlar. Dünya’nın kaynakları- petrol, ormanlar, su, enerji vb. sınırlıdır.   

Tabi ki pek çok kaynak geri dönüşüme ya da yeniden yaratılma gücüne sahiptir fakat bu bile uzun bir zamanla olur. Petrolde ise bu zaman yüz binlerce yıldır. Fosil su için de aynısı geçerlidir. Uygarlığımızın bu kaynakları kullanma oranı büyüklük olarak bu kaynakların yenilenme kapasitesi oranından hızlıdır. Bu durum Petrol, su, humus, ormanlar ve dahası için geçerlidir.

2. Gerçek- Modern uygarlıkta yaşayan her birey Dünya’nın kısıtlı kaynaklarından kullanır.

Arabanızı alırken, onu  sürerken kesin olarak sınırlı doğal kaynakları kullanıyorsunuz. 

Işığı her açtığınızda, bir yemek paketini açtığınızda, onu yediğinizde bu sınırlı kaynakları kullanıyorsunuz.

Tüketiminizin toplamı sizin ekolojik izinizi  oluşturuyor. Evinizde tükettikleriniz şeyler evinizden daha büyük bir alan kadar kaynak gerektiriyor.

Örnek olarak Amerika’da doğmuş bir çocuk aldığı ürünler aracılığıyla hayatı boyunca 20 ton metal tüketir. Bu 20 ton metal madenden çıkarılmalı, nakil edilmeli ve tüketilebilir ürünlere dönüştürülmelidir. Metal madenciliği neticesinde temiz enerji kaynakları olarak rüzgâr türbini bile üretilse çevre çok kirletilmiş olur.

3. Gerçek- İnsanlar çevreyi değiştiriyorlar.

 Aşırı ormansızlaştırma ve atmosfere yayılan gazlar ile dünyayı değiştiriyoruz. Irmakları zehirliyoruz, doğal habitatı yıkıma uğratıyoruz, okyanusları kirletiyoruz, atmosfere kimyasal karışımlar salıyoruz. Bu değişikliklerin son 200 yılda gerçekleşmediğini kimse söyleyemez.

4. Gerçek- İnsanlar bebek sahibi olmayı gerçekten severler.

Her aile çocuk ister, onların çocukları da isteyecektir. Genel olarak insanlar limit olmadan doğurmayı isterler. Bu da nüfus büyümesinde patlamaya yol açar. Bu patlamayı son iki yüz yılda açıkça gördük. Dünya nüfusu 1800’lerde bir milyara yakınken bugün 7 milyar civarındadır. 

Aşırı nüfuslaşma gezegenin sınırlı kaynaklarının aşırı tüketimine neden olmaktadır.

Paskalya Adası etkisi

Şimdi küçük düşünce deneyimize bakalım. Yukarıda belirtilen 4 basit gerçeğe dayanarak aşırı nüfus artışının kısıtlı kaynaklar ile karşı karşıya gelip sürdürülemezlik krizini doğuracağını söylemek mümkündür.

Yani insanların aşırı artması neticesinde doğal çevre mahvolacak, kaynaklar tükenecek ve neticede var olan nüfusun devamını sağlayacak bir çevre kalmayacak

Ben bunu Paskalya Adası etkisi olarak adlandırdım. Paskalya yerlileri de tüm ağaçları kesip kendilerine daha büyük anıtlar inşa ettiler ve bunu yaparak da bütün ekosistemlerini yok ederek kendileri de yok oldular. Şimdi bütün dünya Paskalya Adası haline geldi adeta.

İki seçeneğimiz

İnsan nüfusunun sınırsızca artmasıyla insanların kaynak yetersizliğine karşı yapabilecekleri iki seçenekleri var:

1. Tercih- Gezegen üzerindeki olumsuz etkimizi kabule ederek sürdürülebilir bir yaşam için seçimler yapmalıyız. Nüfus artışını kontrol altında tutmalı, çevreye saygı göstermeliyiz.

2. Tercih- Akılsızca nüfus artışına devam edebiliriz bu da kaynakların tüketilmesine ve uzun dönem sonuçların görmezden gelinmesine neden olur. Bu tam bir aptallıktır ve çağdaş uygarlık bu yolu tercih etmektedir.

 Nüfus artışı ve kaynakların tüketimi ise yakında bu uygarlığın sonunu getirecektir. Biz Paskalya adası gibi sadece ağaç tükenmesi ile karşı karşıya değiliz: petrol, su, toprak ve habitat tükendi tükenecek.

İnsanlık kendini kurtarabilir mi?

İnsanlığı kendi cahilliğinden kurtarmak kolay iş değildir.   

Ekonomik faaliyetlerimizin korumadan çok tüketime dayalı olması sonumuzun ne kadar da yaman olacağının ispatı gibi. İnsanların doğal çevre ile dengeli bir şekilde yaşamaya başlaması için ani bir değişiklik gerekir ve bunu yapabileceklerini düşünmüyorum.  

Gelecek bir kaç yılda neler olabilir

Nüfus artmaya devam edince ve dünya kaynakları eriyip bitince, insan nüfusu derin bir karanlığın içine dalış yapacak. Muazzam can kayıpları olacak- dünya nüfusunun neredeyse %90 ı telef olabilir. Ekosistem bitecek, hasatlar alınmayacak ve uygarlık diz üstü çökecek. Şu anki küresel sistemin çökmesi de uzun sürmez.

Toplu açgözlülük makinesi

Ben bu sonuçları son ana kadar kabul etmemiştim aslında. Her zaman daha iyimser bir tavır takınıp iklim değişikliğini geri çekmek, tüketimi düşürmek, insanları eğitmek ve yeni teknolojiler bulup yaptığımız pislikleri temizlemek gibi düşünceleri göz önüne aldım.

Fakat şirket canavarları bizim tohumlarımızı ve genlerimizi, toprağımızı, ırmaklarımızı ve okyanusları para uğruna mahvediyorlar.  Kesinlikle şirketler her kısıtlı kaynak bitmeden ve tüketicilere satılmadan durmayacaklar.

Kar amaçlı ekonomik model çevrenin korunması ile yan yana gidemez çünkü bunlar birbirlerine zıt kavramlardır. Büyük İş sınırsız büyümeye, yayılmaya, tüketim ve sömürüye bağlıdır. Ama çevre sadece az tüketerek korunabilir. Bu ise bugünün yönetici takımının lügatında bile yoktur.  Bu yüzden, kendimizi medeniyetin çöküşünden kurtarmak mümkün değildir.
  

Kimsenin konuşmaya yanaşmadığı nüfus problemi

Bu aşırı nüfusla bir adım daha bile atamayız: Sorun nüfustur. Pek çok malı tüketen pek fazla insan var. Bu durum sürdürülemez – özellikle batı dünyasının alıştığı yüksek tüketim miktarları ile.

Bu ikilemi çözmek için ya nüfusu zamanla azaltırsınız (mesela tek çocuk politikası ile) ya da tüketimi düşürürsünüz, illa ki bir şeyler yapmak zorundasınız. Ben tek çocuk politikasını da desteklemiyorum aslında. Hükümetin özel hayatlarımıza müdahalesini ve bireysel karbon salınımımızı zorla kısıtlamasını da desteklemiyorum.  Her halükarda kökten değişikler gerçekleşmezse bariz olarak gözüküyor ki insan nüfusu anahtar kaynaklar suyunu çekene kadar artmaya devam edecek. Ve tabii ki bu da insan nüfusunun yıkıcı bir biçimde erimesiyle sonuçlanacak.

Sonucu anladınız: yayılmacı, yüksek tüketim delisi bugünkü hayatlarımız nihayetinde uygarlığın sona ermesinde de nüfus artışıyla birlikte etkili olacak. Bunu durdurabilecek  şeyler ise emrivaki olarak hükümet tarafından uygulatılan nüfus denetimi, küresel bir salgın veya nüfusun büyük bölümünü etkileyen yaygın afetler olabilir. Bunların hiçbiri istenen şeyler değil.

Ya da belki dünyada insanlara yaptıklarının uzun dönem sonuçlarını anlatacak bir eğitim seferberliği olur fakat bunun olası olmadığını düşünüyorum.

Başka bir yol yok: Yıkıma doğru giden bir seyirdeyiz. Dünya çapında bir büyük çöküş bu yüzyıl içinde gelecektir.

Eğer yanıldığımı düşünüyorsanız nedenlerinizi bekliyorum. Umarım yanılıyorumdur. Şu an nüfus problemine çözüm için akılcı bir kanıt aramaktayım. Ama hükümetin nüfusu kontrol etmesi için tek çocuk politikasını da istemiyorum.

Hakikaten: İnsan ırkı nasıl kendisini bu yıkımdan kurtarabilir? Serbest enerji teknolojileri de çözüm değildir, biten petrole, nadir metallere karşı yapılabilecek bir şey yok. Serbest enerji sadece insan nüfusunu şişirerek daha kötü bir çöküşe neden olur.

Herkesi basit bir matematik hesabı yapmaya davet ediyorum. Hesaplamaları kendiniz yapın. Sınırlı kaynaklara bakarak onları modern tüketim yapanların kişi başı tüketimi ile kıyaslayın Nüfus artmaya devam ederse ne olur? Ve de fakir ülkelerin ABD gibi zengin ülkelerin tüketim oranlarına erişme isteklerini de hesaba katın.

Hesaplamaları yaparsanız sonucun hesaplandığı gibi olmadığını görebilirsiniz. Var olan tüm tasarılar yüz yıl içinde teklemeye başlayacaktır. (ya da daha yakında) Nüfusun büyüme oranı mevcut tüketime göre hala bir çıkmaz sokaktadır.

Reklamlar

17 Responses to “Çevrenin karşısında insan- Bir düşünce deneyi”


  1. 1 Hakan 21 Ara 2011, 12:06

    İlk etapta Çin, Hindistan ve İslam aleminin yok edilerek, dünya nüfusunun en az %50 azaltılacağını düşünüyorum. Daha sonra sistematik bir şekilde 1 milyar – 700 milyon’a kadar çekileceğini düşünüyorum. Zaten petrol çağından önce nüfus bu civarlarda seyrediyordu. Enerji krizi ile beraber bu krizden dolayı batılı ırkçı gruplar untermensch diye tabir ettikleri insanların dünya üzerinden yok edilmesi için mükemmel bir nedene sahip olmuş olacaklar. Böylece arzu ettikleri gibi dünya üzerinde Cermen kabileleri olan Anglolar, Teutonlar kalacak ve yaşam kaynakları ve alanları bulmaları için untermenschler de yok edilmiş olacak. Zaten Roma döneminden beri tarih bu 2 Cermen kabilesinin arasındaki ekonomik, siyasi ayrışmalara göre şekillenmektedir. Diğerlerinin rolü figüranlıktan ibarettir.

  2. 2 global 26 Ara 2011, 16:36

    Hakan iyi sallamışsın Roma döneminden beri iki germen kabilesi vs. diye. ingiltere’nin hüküm sürdüğü yıllar 1600’lerin sonundan başlar birinci dünya savaşına kadar sürer. Almanların ki ise daha geçtir, Prusya .devletinden başlar (Bismarck) III. Reich’a kadar sürer. Almanya şimdi toparlanmışsa da dünya siyaseti için gerekli güçlü orduya sahip değildir. Daima güçlü orduları olan güç merkezleri dünyayı yönetir, aksi eşyanın doğasına ters. Bir diğer germen kabilesi olan Franklara gelince, Fransa’yı oluşturan bu dingiller de diğer iki kardeş kabile gibi son dönemlerde etkili olmaya başlamışlardır. Fransa Roma’nın mirasına Almanya ile birlikte ortak olan devlettir. Osmanlı Devleti bir güç merkeziydi ve bu gücü ile neredeyse tüm ticaret yollarını ele geçirerek tartışmasız ortaçağın hakimi olmuştu. Osmanlı Devleti’nden sonra Büyük Devlet kategorisine sokulacak iki ana devlet sayılabilir, bunlar İngiltere Krallığı ve Rus Çarlığı’dır. Bu iki devletin sürtüşmesine tarihte “great game” denir. Osmanlıyı da bu ikisinin planı parçalamıştır, Almanya ve Fransa sonradan müdahil olmuştur mevzuya.

    Kabilelerden bahsedilecekse Doğu Avrupa Yahudilerini de es geçemeyiz, finansal dünyanın anahtarları bu kabileye mensup ailelerin elindedir. Almanya’nın büyük bankası Deutsche Bank, Fransa’nın büyük bankası Credit Agricole vs. hep bu ailelere mesnsuptur.. Dünyanın içine edenler bu ailelerin güdümündeki şirketlerdir.

    • 3 Hakan 27 Ara 2011, 12:36

      Dünya da gelmiş geçmiş tek gerçek imparatorluk Romadır. Diğerleri sınırlı imparatorluklardır. Roma İmparatorluğun hiç bir yerinde otoritesini hiç kimseyle paylaşmamıştır. Elinde bulunan toprakların halklarına sizi zengin yapacaz, yollar, köprüler yapacaz bize katılın diye pazarlıklara girişmemiş sadece kılıç göstermiştir. Bilim, kültür, mimarlık ve ticarette yarattığı etki diğer imparatorluklar ile kıyaslanamaz bile ayrıca Roma bunları diğer imparatorluklar gibi sadece kendi ana bölge diyen tabir edilen yerlere değil elindeki bütün topraklara götürüyordu. Dünyayı yöneten, derin devlet, gizli örgüt denilen oluşumlar ise Roma döneminden beri dünyayı kontrol eden aristokrat ailelerdir. Batı romayı yıkan güçler Cermen kabileleridir, Kutsal Roma – Germen İmparatorluğundan beri dünya tartışmasız Cermen gücünün etkisindedir. Bu etkide senin söylediğin gibi 1600′ lerde değil 960’lı yıllarda başlamıştır ve günümüzde bütün gücüyle devam etmektedir. Günümüzün en büyük güç odağı ABD nüfusunun en büyük etnik grubu Almanlardır, diğer Cermen kabilesi İngilizler ise 3. sırada gelmektedir. Ülke ve ordu ve kritik posizyonlar Alman kontrolündedir. 2 dünya savaşı müttefik komutanları başkumandanı eisenhower bir Almandır ve ABD her zaman Almanya’^ya karşı değil Nazilere karşı savaşıyoruz tabirini kullanmışlardır. Yahudiler Almanya’da başlarına gelenlerin ABD’de tekrarlanmasından korktukları için ABD nüfusunun WASP etkisinin kırdırılıp, göçmenlik kurallarının basitleştirilmesini ve toplumun sulandırılmasını sağlamışlardır ama yahudilerin etkisi tarih boyunca Cermenlerin yanında figüranlıktan ileri gitmemiştir. Ayrıca tartışma adabını öğren ve tanımadığın kişilere karşı sallama gibi tabirleri kullanma.

      • 4 global 05 Oca 2012, 13:09

        Hakan, doğruların arasına abartılı saçmalıkları serpiştirmede iyi geliştirmişsin kendini. Süper sallamışsın birader (artık iyi tanıyorum o yüzden süper sallamışsın dedim). Aslında biraz düşünsen kendin de boyundan büyük laflar ettiğini anlarsın.
        Şu lafa bakar mısınız?

        —“” Kutsal Roma – Germen İmparatorluğundan beri dünya tartışmasız Cermen gücünün etkisindedir. Bu etkide senin söylediğin gibi 1600′ lerde değil 960’lı yıllarda başlamıştır ve günümüzde bütün gücüyle devam etmektedir.””—

        960’lardan bu yana tartışmasız germen gücünün etkisindeymiş dünya, hoh hoh hoh hiç güleceğim yoktu. Bunu yıkacak çok örnek verilir, ben bir kaç tane serpiştireyim ortaya:

        Osmanlı Devleti klasik dönemin mutlak hakimidir ve o dönemde bırak almanları tüm avrupayı akdenizde öttürmüştür. Hollandalılar akdenizde gemileri yağmalandığı için Yavuz’dan rica minnet Osmanlı bayrağı talep etmiştir. Mutlak hakim germenler olsaydı, bir germen halkı olan hollandalılar güvenli ticaret için kalkıp yalvar yakar Osmanlı bayrağı talep etmezlerdi:) (Osmanlı o dönemde akdeniz hakimi bile değildi, bir kaç yılı kalmıştı, bu karasal germenlerin durumunu daha içler acısı yapıyor:) Off-shore germenler olan ingiltere ve fransa akdenizde rahat edemedikleri için okyanuslara keşiflere açıldılar, yani bir sebep de bu.
        Karada da durum farklı değildir.

        Büyük büyük kutsal germen kralı Charles-Quint’in (Şarlken) meydan savaşından kaçması meşhurdur. Vizigotların bir türlü asimile edemediği İspanya ve Portekiz dünya yarı kürelerini sömürgeleştirirken senin germenler (angllar, franklar, deutschlar daha vatikan’ın boyunduruğundan kurtulabilmiş değillerdi) ne yapıyordu? Muhtemelen yahudilere kendilerini soyduruyorlardı:)

        İngiltere ve Fransa’nın germanik kökleri olduğu doğrudur. Ve bu iki ülkenin derbi maçları ile geçmiştir son 300 yıl (Fransa’nın ebeliğinde bu maçlar sonunda USA kurulmuştur, evet ABD’nin ebesi Fransa’dır, kısmen de Almanya).

        Fakat yine sana göre mutlak hakim (!) germenler olduğu için Brezilya Portekizce, kalan güney ve orta amerika İspanyolca konuşuyor değil mi? Ben Togo ve Kamerun dışında sınırlı oranda Almanca yan dil kullanan bir sömürge devleti görmedim, onlar bile resmi olarak fransızca ve ingilizce konuşur. Franklar ve angllar germendir okey, ama alaman değildir, deutsch değildir, onlara düşman kabilelerdir)

        Mutlak hakim (!) olan germenlerin ikinci kalbi Viyana’dır. Kalesi hariç neredeyse tüm sokakları işgal altında kalır, şans eseri Osmanlının aptallığı sayesinde kıtlık aşamasına gelmiş kale “anlamsız geri çekilme” sonucu düşmez.

        Figüran Yahudi:) Yahudilerin tipik “abartmayın canım biz önemsiziz” gri propagandası, her daim işe yarar ve hedef şaşırtır, olan zavallı hıristiyan Alman ve diğer uluslara olur. Büyük büyük aşkenaz dede Rothschild judengasse’da tefecilik yaparken, hiç düşünmüş müydü 18-21. yüzyıl arasındaki savaşları finanse edeceğini? Bank of England, Bank of Israel, FED, akla gelebilecek tüm banka ve türev piyasası bu aşkenaz ailenin elindedir. Aşkenaz Kissinger bile onların emrindedir.

        Savunabileceğin tek argüman sadece Rusya’yı hariç tutarsak isim olarak “İngiltere, Fransa, ABD, Almanya” gibi germanik kökenli oluşumların son 250 yılda dünya siyasetine yön veren ülkeler olduğu gerçeğidir. Bu da başkalarının yerini almaları ile sağlanmıştır.

        1000 sene dünyada germen hakimiyeti olduğu iddiası gülünçtür, her okuduğunu gerçek sananların inanabileceği birşeydir:)

  3. 5 Hakan 06 Oca 2012, 16:36

    Osmanlı, avrupa’da ancak balkanlarda derebeyi devletlerin üstünde hakimiyet kurabilmiştir. Avrupa o sıralar kendi iç savaşları, egemenlik kavgaları ve veba salgınları ile uğraştığı için Osmanlı sorununu pek önemsememişlerdir. iç karışıklıklarını ve sorunlarını çözdükten sonra Osmanlıları savaş meydanlarında nasıl acı acı ezdiklerini, komik hallere düşürdüklerini hepimiz biliyoruz. Avrupalılar dışında osmanlılar en ağır ve perişan yenilgilerini Ruslardan almışlardır. Kısacası Osmanlı avrupa iç sorunları ile boğuşurken ortaya çıkıp efelenmiştir, sonra ise yerden yere vurulmuştur. Osmanlıların zaten son yüzyılları İngilize, Almana yalakalık ve kendini yarandırma, boyunduruk ile geçmiştir, bu durum günümüzde de geçerlidir. En büyük hezimetlerini de İngilizlerin taşeronluğunu üstlendikleri 93 harbinde almışlardır. Yeşilköy e kadar gelen Ruslar, İngilizlerin savaş tehdidi nedeniyle İstanbul’u ele geçirmekten vazgeçmişlerdir.

    Viyana kuşatması ise Osmanlının beceriksizliğinden çok, Polonya süvarilerinin cesaretleri, savaşçılık yetenekleri ile kazanılmıştır.

    İspanya ve Portekiz’in günümüzdeki etkilerine ve güçlerine bakarsak. Cermen kökenliler yanında figüran bile değillerdir. Geçmişte bazı yerleri kolonize etmeleri, günümüzde etkileri altında olduğu anlamına gelmez. Sadece dillerini bırakıp gitmişlerdir. Almanya, ABD, Fransa ile güç çatışmasının yanından bile geçemezler.

    ABD 60’lı yıllara kadar dünyanın en katı göçmenlik kurallarına sahipti, toplumda tamamen WASP etkisi hakimdi. Almanya’da başlarına gelenlerin ileride ABD’de başlarına gelecek olabilmesi ihtimalinden korkan Yahudi cemaati, Küresel sermayeci İngilizler ile anlaşıp göçmenlik kurallarını oldukça yumuşatarak toplumdaki WASP egemenliği sulandırdılar. 2001 yılından itibaren ise tekrar ulusalcı ABD’liler kontrolü ele geçirdiler. Bu ulusalcı ABD’lilerin çoğu Almandır. ABD içinde en büyük nüfusa Almanlar sahiptir. Ayrıca derin devlet, ordu ve siyasetin en kritik konumlarına yine Almanlar sahiptir. 2 dünya savaşında müttefik güçleri başkumandanı Eisenhower bir almandır ve ABD her zaman Almanya’ya karşı değil Nazilere karşı savaşıyoruz tabirini kullanmıştır.

    Bu güçlerin Yahudileri çok güçlü ve etkili bir güç gibi göstermesinin sebebi, ileride yaşanılacak krizi ve felaketleri yine yahudilere kanalize etme amaçlıdır. Böylece yaşanılacak krizde halk kendilerini değil yahudileri suçlayacaktır.

    Sana Cermen kabileleri hep bir arada hareket eder diyen mi oldu? Tarih dediğimiz olaylar silsilesinin büyük bir kısmı Cermen kabileleri arasındaki güç çekişmeleri, siyasi fraksiyon ayrılıkları nedeniyle oluşmuştur.

    Ruslar ise şu anda herkesin sandığı gibi ABD ile düşman değil sıkı müttefiktir. Geleceğin süper gücü ise Almanya, Fransa, İngiltere ve Rusya’nın müttefikliği ile oluşacak yeni Roma olacaktır. ABD’ye ise kendi yarıküresinin hakimiyeti verilecektir. Bu güçler gelecekte ise Anadolonun tekrar Hristiyan hakimiyetine sokmayı planlamaktadır. ( Ermeni, Yunan) Tabi öncesinde dünyadan Çin, Hindistan, İslam alemi başta olmak üzere milyarlarca kişi postalandıktan sonra.

  4. 6 global 07 Oca 2012, 14:55

    Hakan, tarih okumamışsın belli. Okuduğun tek şey umit1’in yorumları, onu da kötü ezlerlemişsin:)

    Demek ki germenlerin 960’tan bu yana mutlak gücünden bahsedilemezmiş. Osmanlı Devleti klasik dönemin hakimidir, bunu Osmanlı düşmanı tarihçilerden de öğrenebilirsin.

    Derebeyi, kendi iç sorunları, dünya ticaret yollarını ve akdeniz’i bize kaptırmaları, bunlar mutlak hakim olan toplulukların hakimiyetlerinin güdük kaldığının kanıtıdır.

    İspanya ve Portekiz’i de küçümsedik ya, hoh hoh hoo..

    Başkalarının fikirlerini fanatikçe savunman abes, tarihi oku ama kendi yargılarını kullan.

  5. 7 Hakan 07 Oca 2012, 20:51

    Sende resmi tarih zırvalarına kendini çok kaptırmışsın. Okulda anlatılan palavralarla beyninizi iyice yıkamışlar. Osmanlı küresel güç değil balkanlar, anadolu ve arap coğrafyasının egemen gücüydü. 100 sene boyunca konstantinapolis’i anadolu yakasından izlemişlerdir. Bu 100 senelik karşı kıyında izlemenin sonunda, iyice bitme noktasına gelen ve perişan duruma düşen Bizans’a, 1 Bizans askerine karşı 10 asker düşecek şekilde saldırmışlar ve zar zor şehri ele geçirmişlerdir. Daha sonra Balkanlara açılarak buradaki derebeyi devletleri üstünde egemenlik kurmuşlardır. Avrupa’daki iç sorunlar, güç mücadeleleri, mezhepsel çekişmeler, veba salgını gibi nedenlerle batılıların pek ilgisini çekmemişlerdir. Bu boşluktan yararlanıp Viyana önlerine kadar gelince Avrupalılar Osmanlıların işini bitirme kararı almıştır ve Viyana önlerinden başlayan çekilme zaman içinde Ankara sınırlarına kadar dayanmıştır. Zaten Osmanlının son yüzyılları İngiliz den, Almandan medet umma, onların paçasına sığınma, taşeronları olma ile geçmiştir. Bu taşeronluklarına ve İngilizlerin yoğun desteğine rağmen Ruslarla yaptıkları savaşlarda çok ağır, ezici ve küçük düşürücü yenilgiler alınca, İngilizler Osmanlının fişini çekmeye karar vermiştir. Şu anda kurulan T.C ise yine ingilizlerin desteği, planı ile kurulmuştur. İngilizler batılı tüketim ve kültürü getirmesi karşılığında Mustafa Kemal ile anlaşıp, anadolu yu
    Türklere bırakmaya karar vermişlerdir. Günümüze kadar da katıksız bir şekilde bu güçler tarafından verilen emirler ile yönetilmektedir.Anadolu nun Türklere bırakılmasına öfkelenen ulusalcı ve haçlı ruhlu avrupalılar bunu bir ihanet olarak gördüklerini belirtmişlerdir. Günümüz’de gücü ele geçirmeye başlayan bu görüşün temsilcilerinin planlarından biride Anadolu coğrafyasını Türk ve İslamdan arındırmak ve tekrar Türklerden önceki gibi Ermeni, Yunan hakimiyetine sokmaktır.

    İspanya, Portekiz dediğin ülkeler şu anda ABD, Almanya, Fransa’nın yanında bir hiçtir.

    Şimdi çok bilmişliğini bir tarafa bırakıp, acı gerçeklerle yüzleşebilirsin. Ayrıca yüzyıllar önceki olaylar ile kendini avutmayı bırakıp önüne baksan iyi olur şu anda Cermenlerin emri ve yönetimi altındasınız ve onların yanında bir hiçsiniz.

  6. 8 Aslı Tosuner 12 Oca 2012, 18:30

    O kadar umutsuz olmaya gerek yok aslında. Çünkü insanların içinde nasıl tüketme duygusu varsa(ki bu duygu son yüzyılda iletişim araçlarının ittirmesiyle yok edici olmuştur) aynı şekilde üretici, yaratıcı duygular da var. Yükselen ekolojik hareket de bunun kanıtı. Sadece daha fazla davranış değişikliği için sosyal taklite ihtiyaç var. Davranışını değiştiren insanlar çoğaldıkça, çoğalacak diyebiliriz. Normali sürdürülebilir yaşamak olacak çünkü. Bazı felaketler belki kaçınılmaz olacak ama bu durum aynı zamanda dönüşümün de itici gücüdür.

    • 9 nlty2000 28 Şub 2012, 15:50

      Blogumun konu kapsamının sınırlarını biraz esneterek umut verici bir yazı yazmayı deneyeceğim. Ondan sonra karamsarlığa devam 🙂

    • 10 global 02 Mar 2012, 09:26

      Aslı,

      Wishfull thinking diye bir şey var. Duymak istediklerini düşünmek veya düşündürmek. ntly2000 de buna karşılık yazı yazacağını düşünüyor:)

      Tüketimi durdurmak imkansız gibi bir şey. Ekonomileri durdurmak demektir bu. Ekonomilerin durmak bilmeden büyümesi gerekiyor, aksi durumda herkes işsiz, ödemeler felç, kısacası tahminlerin ötesinde buhranlara gark olunacaktır. CIA raporlarına göre büyük şehirlerin nüfusu %70-90 arasında boşalacak, kalanlar kısıtlı lojistikle devam edecekler ki bu kalacak olanlar zengin kesimler olacak diye düşünmeyin, zenginler kendilerini sağlama almak için şehirleri çok önceden terk edeceklerdir.

      Hakan,

      Döktürmüşsün gene bir sürü maval:) Avrupa yenilince “vebadan, iç savaştan vesaireden” biz yenilince Avrupanın gücünden yenildik. Senin muhakeme kabiliyetini sere serpe gösteren örnekler bunlar. Cahil ve aynı zamanda pişkin kardeşim, nükleer silahlardan önce bir ulusun başka ulusa karşı yapabileceği şeyler sınırlıydı. Kimin ordusu güçlüyse, onun borusu ötmüştür, şu anda küresel güçlerin (ABD-Rusya gibi) bize karşı asimetrik güce sahip olmalarından ötürü onların güdümünde olmamız doğal. Ama Osmanlı’ya karşı böylesi asimetrik güce sahip olmadılar hiç, nükleer silahlar o zaman vardı da biz mi uyuduk?:) Kendini fazla kaptırma bu roma-germen mitlerine..

      Atatürk ve Vahdettin’in galiplere yaranmak için belli başlı manevralar yapmış olmalarına benzer bir ton örnek Avrupanın kendi içinden verilebilir. Tarih onlarla doludur.

  7. 11 Hakan 02 Mar 2012, 20:58

    Global nickli şahsiyete daha fazla yazmanın lüzumu ve gereği yok. Aslında oldukça fazla yazmıştım ama çoğunu geri sildim. Söylediklerimi, kendi cahil fikirleri ve kişisel saldırıları ile 1 – 2 satırda geçiştiren birine karşı daha fazla detaya gerek yok. Avrupa yenilince dediğin? Balkanların dandik derebeyi güçlerini yenersin tabi ama İngiliz taşeronu olarak Ruslara efelenip, dersini ve boynunun ölçüsünü alınca Ruslar İstanbul’a girince İngilizlerin, Rusları durdurması için yalvarırsın sonra. Gerçi dandik dediğimiz Balkan devletleri bile, Balkan Savaşında Osmanlıyı darmaduman etmişti. Bulgarlar bile Çatalcaya kadar gelmişlerdi. Osmanlının son yüzyıllarında nasıl Alman ve İngiliz egemenliği, boyunduruğu altında olduğunu, taşeron olarak girdiği savaşları ve bu savaşlarda yaşadığı hezimetleri açar okursun. Tabi senin seviye ortaokul, lise tarih kitaplarında kaldığı için fikirlerinin böyle olması normal. Senin dinci, milliyetçi, osmanlıcı damarın baya kabarmış, kendini bolca tatmin edebilirsin, engel yok bu konuda.

  8. 12 global 02 Mar 2012, 23:31

    Hakan,

    Cahil diyemiyorum sana, çünkü Ümit1’i iyice ezberlemişsin, bilgi küpü olmuşsun ama derler ya “kaseden anlamış” senin durumun bu maalesef. Sen mantıksal muhakemeden yoksunsun, böyle olunca da çifte standart yaptığının farkına varamıyorsun. Yukarıda açıkladık, avrupa yenilince “işte içeride şöyle sorunları vardı, falan” Osmanlı yenilince “gördün mü avrupa ne büyük, yenilmez, çok zeki” diye zırvalıyorsun. Gerçi senin kafan alsın diye yazmadım onları, okuyan diğer insanlar nerede nasıl saçmaladığını görsün diye yazdım.

    Hala kalkmış son demlerinde tokat yiyen imparatorluğun durumunu biti henüz kanlanmış düşmanlarının (avrupalıların) gücüyle kıyaslayıp “bak nasıl da süründürdüler sizi” diye geveleyip duruyorsun. İmparatorluklar doğar, büyür ve ölür. Sanki ben Osmanlı ölene dek hakimdi dedim, Osmanlı’nın mutlak hakimiyeti 70-90 yıldır en fazla. Ticaret yollarını kapadığımız için deli gibi dolanıyordu Avrupalılar. Madem güçlüydüler, burunlarının dikine gitselerdi? Yer miydi? Yemedi çünkü burunlarının önünde Osmanlı vardı.

    Resmi tarih diye bir şey yoktur, tarih bilim falan değildir. Önce bunları bir hazmet.

  9. 13 Hakan 03 Mar 2012, 21:44

    Seni okuyacak halim yok ya tabi Ümit1’i okuyacağım. Ben Osmanlının zamanında bölgesel egemen güç olduğunu inkar etmedim ama sen Osmanlıların; İngiliz, Alman, Fransız vs. gibi zamanında küresel güç olduğunu söylüyorsun. Osmanlılar tek aile yönetimleri sayesinde bu toplumun geri kalmasının en büyük nedenidir. Bilim, teknik, sanat alanında dünya medeniyetine bir katkısı yoktur. Tek yaptığı avrupa güçsüz durumdayken, kendi iç sorunları, çekişmeleri ile boğuşurken bazı ticaret yollarını ve kritik bölgeleri ele geçirmektir. Savaş alanında en büyük başarıları ise çoktan bitip, tükenmiş, çökmüş, eski parlak günleriyle alakası olmayan Bizans’ı 100 sene boyunca anadolu yakasından izleyip, İstanbul şehrine 1’e karşı 10 asker saldırıp şehri ele geçirmeleridir. Balkanlarda ise önemli bir güç olmayan derebeyi Sırp, Macar, Romen güçlerini vs. yenmeleri, Viyana önlerine kadar gitmeleridir. Doğuda ise Arap topraklarını ele geçirmeleridir. Bundan başka büyütülecek bir askeri başarıları, güçleri vs. yoktur. Siyasi ve ekonomik birliğini tamamlayan Avrupa karşısında geri kalan yüzyıllar boyunca ezilmiş ve aciz duruma düşmüşlerdir. O acizlik yüzyıllar öncesinden günümüze kadar devam etmektedir. Tartışmayı uzatmanın gereği yok, olduğundan çok daha fazla abartılan Osmanlı için bu kadar yazmak bile gereksiz. Osmanlı hakkında daha fazla tartışmaya girmeyeceğim.

    • 14 global 04 Mar 2012, 18:04

      Şu iddiaya bakar mısınız? “-Osmanlı’nın tek hanedan olması geri kalmanın en büyük nedenidir” Bunu bir de kanıt olarak sunuyorsun. Tek aile hanedanı olması dezavantaj değil tam aksine bir avantajdır, avrupa bu yüzden iç çekişme yaşamıştır yüzyıllarca. Sibernetikte bile kuraldır, otorite bölüşmesi zaafiyet getirir. O yüzden atalar “gemide bir kaptan olmalı” der. Roma hiç bir zaman imperator olamayan Caesar zamanında değil, otoriteyi kağıt üstündeki trium’a rağmen defakto olarak tek elde toplayan Augustus zamanında zirvede olmuştur. Osmanlı’da tek aileyken bile karışıklık çıkmış, şehzadelerce otorite bölüşülmeye kalkışılmış, avrupadaki gibi çok aileye geçmiş olsaydı ömrü bu kadar uzun sürmezdi. Kim otoriteyi bölüşmek ister? İngiliz kralları bölüşmüş mü? Hayır. Evlilikler yolu ile ailelerin ve hanedanların tamamı zaten özlüklerini yitirmiştir, Osmanlı’da, İngiltere’de, Fransa ve Almanya’da da durum aynıdır. Velhasıl senin “”-tek hanedan olmak geri kalmanın en büyük nedendir” iddian hem olgusal-tarihi yönden temelsiz (çünkü hanedanların tamamı heterojendir), hem de açıklayıcılık bakımınndan son sıraya yerleşir. Savaşlar konusunda bilgisizsin. Habsburg döneminde (yaklaşık 800 yıl) avrupanın güçsüz olduğunu söylemek tarihçilerle birlikte kargaları da güldürür:) Ümit1 çok enteresan bir kişilik, tarih konusunda vardığı sonuçlar doğru ama o sonuçların nedenleri eksik ve çoğu zaman yanlış. Petrol, fizik, modern dönem siyaseti dışında verdiği bilgilere pek itibar etmemek gerek.

  10. 15 Hakan 04 Mar 2012, 19:40

    Sen gelişmiş Almanya, İngiltere gibi ülkelerin Osmanlı gibi kralın kişisel kararları ve emirleri ile yönetildiğini mi sanıyorsun? Tarih hakkında bilgisiz, ahkam kesebilecek biri olmadığın ortada. Bu ülkelerin siyasi ve ekonomik politikalarını aristokrat kökenli yüzlerce ailenin ortak kararları belirler. Belirledikleri politikayı ise Krallar sadece halka sunar, günümüz baş politikacıları gibi. Belli bir konuda anlaşamazlarsa kendilerince en mantıklı, rasyonel görüşü diğerlerine kabullendirmek için kulis ve tartışmalar yaparlar. Osmanlıda ise politika ve ekonomiyi padişahın kişisel kararları belirler ve bu fikri eleştirecek, sorgulayacak daha mantıklı, rasyonel bir fikirle değiştirecek bir güç yoktur. Padişahın danıştığı tek kurum ulemadır. 😀 Tek ailenin yobaz, akılsız, sorgulanamayan, tartışılamayan, değiştirilemeyen fikirleri ülkeyi ve toplumu oldukça geri bırakmıştır.

    • 16 global 05 Mar 2012, 12:52

      Kendi ağzınla itiraf ediyorsun, airstokrat kökenli yüzlerce aile yüzünden 1000 yıl doğru dürüst birliktelik kuramadı avrupa. Avrupa hayali Habsburg’ların mıydı sadece? Napoleon ve Hitler de bu hayalle yaşadı. Bismrack da öyle. Kendi içinde bin tane fikir olan oluşumlar düzgün karar veremez. Çok başlılık bir YÖNETİM ZAAFİYETİDİR. Sen bunu anlamıyorsun bir türlü. Demokrasilerin işe yaramaması Başkanlık sistemini doğurmuştur. Bütün demokrasilerde dejure olarak yönetim bölüşüktür ama uygulamada yönetim tek kişidedir. Tek kişinin kararları da yoklamaya açıktır.

      Psikolojideki liderlik tiplerine baktığında “tek adam” liderliğinin “gruba bağlı demokratik liderlik”ten daha üstün, verimli ve hızlı işlediğini görürsün. Demokratik liderliğin avantajı tek adama bağlı olunmadığından lider değişimi yapıyı sarsmaz. Tek adamda nitelikli tek adamın yerine niteliksiz tek adam geçerse yapı sarsılır. Bir çok imparatorluk bu sebeple şehzade veya prensleri çok üstün yetiştirmiştir. Tek adamlığın tek sorunu mirastır ve imparatorluklar bu sorunu “yetiştirme” ile aşmışlardır.

      Osmanlı’ya gelince: İslam geleneğinden kalma istişare denen bir adet vardı.. Padişah iki dudak arasında karar almamıştır, yönlendirilmiş, istişare edilmiştir.

      “Yapacağın işte insanlarla istişare et” (Kuran: Âl-i İmran 159)

      İstişare “ortak akıl” demektir. Sen tek kaynaktan beslendiğin ve İslam cahili olduğun için bilmezsin.

      Almanya’dan tut Afrikanın ilkel kabilelerinde bile vardır.

      Bütün dünyada Roma’da bile iki dudak arasında karar alınmamıştır. Hitler dahi iki dudağıyla karar almamıştır. Mutlaka işini bilen kurmaylarıyla analiz yapıp öyle karar almıştır.

      Ulema diye küçümsediğin adamlar uyanık kimselerdir, maddi konularda tipik bir avrupalı papazdan daha materyalisttirler. Osmanlı’yı fazla küçümsüyorsun, bu yüzden kimseye inandırıcı gelmez söylediklerin.

      Küresel güç nedir? Roma Hinterland’ı denen bölge dünya demekti o zamanlar. Osmanlının klasik döneminde de bütün dünya “avrupa ve akdeniz”den ibaretti. Keşiflerden sonra küresel mücadele başladı, çeşitli sebeplerden Osmanlı buna ayak uyduramadı (en büyük sebep okyanusa uygun gemi yapamamak, yıpratma savaşları, ganimet alanlarının daralması). III. Reich Almanya’sının mağlubiyetinin başlıca etkenlerinden biri uzun menzilli uçak yapmayışıdır.

  11. 17 Hakan 05 Mar 2012, 21:40

    Demokrasi sistemiymiş. Demokrasi, halkı karar mekanizmasından uzak tutma sanatıdır. Gelişmiş ülkelerde siyasi ve ekonomik politikaları derin devlet denilen aristokrat güçler belirler, belirledikleri politikaları ise Bush, Obama, Merkel, Sarkozy, Putin vs. gibi politikacılar garson gibi halka sunarlar. Türkiye’de ise derin devlet olmadığı için siyasi ve ekonomik politikaları kasaba politikacıları belirler. Bu terimi iyi hatırlarsın. 😀 Sana kimse 2 dudak arası karar almıştır diyen olmadı, kendi kendine tartışıyor gibi gözüküyorsun.Yazdıklarının çoğunun cevabı önceki yorumda var. Nazi Almanya’sının yenilmesinin en büyük sebebi Sovyetler ile gereksiz, uzun, çok asker ve ekipman kaybına yol açan büyük şehir savaşlarına girişmeleridir. ( Moskova, Stalingrad, Leningrad vs.) Diğer nedenler, Dunkirk’de Alman ordususun, Britanya ve Fransa ordusunun en elit güçlerini, sahilde kıstırıp tam yok etmek üzereyken Hitler’in emri ile durdurulması. Savaşın, Almanların planladığı tarihten erken başlaması ve birçok askeri projenin savaşa yetişememesi. ( Savaş jetleri, Nükleer silah vs.) Almanya ve ABD’deki muhafazakar Alman güçlerin, hristiyan olmayan Nazilerin fişini çekmek istemesi. ABD savaş boyunca Almanya’ya karşı değil, Nazilere karşı savaşıyoruz sloganını etkin biçimde kullanmıştır. Müttefiği İtalya’nın fiyasko savaş performansı vs.


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s





%d blogcu bunu beğendi: