Yalanın analizi

Basın denen yaratığın ne güçlü bir yalancı olduğunu hatırlıyoruz bu yazıda. Toplumun dokusunda ne büyük bir tümör, iltihap dolu bir yara oluşturduğunun bir resmini çekiyoruz. Politikacıyla yan yana dev bir yalan haber makinesi oluşturuyorlar. Örnek haberin ekran görüntüsü ve alıntılarla tahlili aşağıda. Neresinden tutsanız elinizde kalır tabirini sonuna kadar hak ediyor. Bu zor zamanda bu “nitelikli” insan gücümüzle dipsiz bir karanlığa doğru sürükleniyoruz.  (Trafik oluşturmamak için haber adresini vermiyorum.)

Cari açık tartışması büyüyor,
Özne yok. Kim tartışıyor?

…vatandaş ‘harcamaları kısıp kısmama’ konusunda kararsız
Ne zaman anket yaptın?

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın da ‘olumsuz senaryolara hazırlıklı olmalıyız’ açıklamasında bulunması…
Olumsuz senaryo olmaz. Olumsuz “gelişme” olur. Türkçe konuşamayan bakan. İcraat makamında “olmalıyız” denmez, OLURSUN.

AMPD Başkanı Mehmet Nane ‘harcamalar kesilirse dramatik sonuçlar doğar’ derken…
Yine özne yok. Kimin için dramatik? Ben yanıtlayayım: Alışveriş merkezleri  için dramatik, diğer tüm kesimler için olumlu.

…kredi kartı borçlarının 50 milyar TL’ye yakın olduğu bildiriliyor.
Her gün yapılan öznesiz binlerce haberden yalnızca biri. İstismar edilmeye, yönlendirilmeye, kısacası yalan söylemenin yolunu yapmaya çok uygun ifadeler. Kim bildiriyor?

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan da ”Umuyoruz ki Avrupa’da doğru kararlar alınır. …
Olacak olumsuzlukların suçunu Avrupa’ya atmak için zemin hazırlıyor.

…Umuyoruz ki ABD’de bu borçlanma limitiyle ilgili siyasi sorun aşılır. …
Türkçe’si: “Umuyoruz ABD borçlanmaya devam eder, daha fazla batar, ABD halkı köleleşmeye biraz daha yaklaşır. ABD halkı için en kötüsünü diliyoruz.”

Bu tartışma sürerken kredi derecelendirme kuruluşu Fitch, Türkiye’nin yüksek cari açığı sebebiyle Avrupa’daki krize diğer gelişmekte olan ülkelerden daha açık olduğu uyarısında bulundu.
Nedeni Türk halkının dışa bağımlı hale getirilmesi, getirilmeye devam edilmesi. Gizli özne: Hükümet.

Bu noktada devreye giren Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, Fitch’in değerlendirmesini ‘Fitch yine Fitch’liğini yapmış’ ifadesiyle karşılayarak, daha olumlu bir tablo çizdi.
Bu kritik zamanlarda kahvehane ağzıyla konuşan, dediğinden hiç bir şey anlaşılmayan bir bakana sahip olmamız benim nazarımda çok karanlık bir tablodur. Olumlu tablo yorumlanması da gazetecilik mesleğinin erdemlerinden biri.

Çağlayan, Avrupa’dan gelecek doğrudan yatırımların Türkiye açısından şans oluşturabileceğini savundu.
Avrupa’dan yatırım filan gelmiyor. Doğrudan yatırım dediği, Avrupa’lı sermaye babalarının TC devletinin borç senedini satın alması. Bildiğin tefecilik, “doğrudan yatırım” olmuş. Şans değil, şanssızlık oluşturuyor, orası ayrı. Uyuşturucu müpletasının vakit geç olmadan kurtarılması gibi, yatırımcının bir an önce kovalanması ve krize bir an önce girilmesi halk yararınadır. Bir kaç yıl sonra ağır bir krize girmektense, kontrol edilebilir ve daha hafif bir krize şimdi girmek daha akıllıcadır. ABD’de bankacıların meclisi aleni olarak devleti “batırmakla” tehdit etmesi, uyuşturucuyu bırakmak isteyen müptelayı ölümle tehdit etmekten farksız.

Çağlayan, ‘biz artık kriz kelimesini çöpe attık’ dedi.
Sloganlı konuşuyorum, hem cehaletimi ve sorumsuzluğumu gizliyorum, hem de sempatik oluyorum. IQ yelpazesinin en dibine hitap ediyorum.

Bu noktada ekonomi yönetimi olarak vatandaşa bir telkinimiz söz konusu değil.
Telkinden daha öncelikli bir işiniz, gücünüz yok gibi görünüyor…

Vatandaş bizden çok daha iyi biliyor ne yapacağını.
O zaman yönetimde ne işin var?

Tabii ki ayağını yorganına göre uzatacak.
Yine de tüm sorumluluk vatandaşa ihale ediliyor.

Biz soğukkanlıyız, ekonomi yönetimi olarak.
Telaşlı olmanızdan şikayetçi olan yok ki?

Nihat Ergün ise Türkiye’nin kendisinden kaynaklanan bir sorunla karşılaşmayacağını belirtti, …
Sorumluluğu yurt dışına havale ediyor. Hani krize gireceğimiz kesin, ben şimdiden suçluyu göstereyim.

CHP’den ise hükümete Türkiye’nin cari açığı ve tüketimini borçla finanse eden vatandaş kitlesiyle ilgili ciddi uyarılar geliyor.
Bu milletin başına ne geldiği CHP’nin zerre kadar umurunda değil.

Lewis, ‘Türkiye seçilmiş ülkeler içinde en büyük kredi artışına sahiptir. …
Bu iyi bir şey değil ki? Türkçesi: “Türkiye seçilmiş ülkeler içinde en kötü durumda olandır.”

…Ancak son dönemlerde finansal istikrara bakacak olursak, Türkiye’de risk artmıştır’ dedi.
Cin Ali Ekonomi Serisi Ders 1: Borç artarsa risk artar. Eh…

Alışveriş Merkezleri ve Perakendeciler Derneği (AMPD) Başkanı Mehmet Nane, ihtiyaca yönelik harcamanın kesilmesi halinde dramatik sonuçların doğacağı uyarısında bulundu.
Kasıtlı yönlendirme(ya da yalan): Yapılan tüm harcamanın ihtiyaç karşıladığı zannını yaratmaya çalışıyor. Harcamalar üstel/parabolik hızda artıyor. İhtiyaçlar parabolik hızda artmaz. Yapılan harcamanın büyük çoğunluğu ihtiyaç fazlasıdır, aşırı tüketimdir, lükstür, israftır, belki de ihanettir. Çünkü yapılan aşırı tüketimin faturası bütün nüfusa paylaştırılmaktadır. Gerçek maliyet dışsallaştırılmaktadır. Gerçek maliyetin dışsallaştırılmadığı düzen şudur: “İthalat yapmak istiyorum” diyene devletin “önce harcayacağın dövizi bul” demesidir. Türkiye küreselleşmeden önce(egemen bir ülke iken) sistem böyleydi.

“160 milyar dolarlık perakende sektörünün içinde alışverişi durdurmaya neden olacak talihsiz bir yaklaşım, yüzde 20 bile etkili olsa, bu etki 32 milyar dolarlık bir daralma demektir. Bu ise devlete en az 6-7 milyar dolar az vergi gelmesi anlamına gelir.
Perakendeciler vergi makinesi sanki. Girdiğiniz her perakendeci işyerinin vergi levhasına bakın. Hepsinin açlıktan ağzı kokuyor sanırsınız. Geçtiğimiz yıl vergi levhası zorunluluğu da kaldırıldı. Ayıpları görünmesin diye. İkinci yalan: Sıkıntı toplanan veri tutarında değil, dış ticaret açığında. Alışverişe devam edin ki dış ticaret açığı artmaya devam etsin, kamu malına haciz konsun, bizim, çocuklarımızın geleceğine ipotek konsun, vatandaşlık haklarımız elimizden alınsın. Aman ayfon 5’i kaçırmayın. Para harcamaya, uyumaya devam edin.

 Körler ülkesinde tek gözlü bir kişi kral olur.

Erasmus


Reklamlar

1 Response to “Yalanın analizi”


  1. 1 dedektif 13 Eyl 2011, 15:43

    Bu “öznesiz cümle basın”ı bizde genel bir hastalıktır. Aslında daha çok resmi yazılarda kullanılarak gizli öznenin devlet olduğu hissi verilir: “düşünülmektedir, değerlendirilmiştir, belirtilmiştir” gibi. Bunu anlarız da basına ne oluyor? Yerli basın, başka hiç bir dilde olmayan bu edilgen cümle konforunu öyle sık kullanır ki, olayların nasıl manipüle edildiği çoğu zaman anlaşılmaz. Yukarıdaki güzel bir örnek. TV’de de durum buna benzer. Adam “uzmanım” diye çıkar; “Türkiye budur”, “İsrail budur”, “Hükümet şöyledir”, “Ortadoğu uyanmaktadır” der. Bu cümlelerin hiç birinde “Ben bir analiz yapıyorum. Verilerim bunlar. Çıkardığım sonuçlar şunlar.” demez. “Sayın Seyirci” de bunları saf gerçekler sanır, yani seyreder.


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s





%d blogcu bunu beğendi: