Kâhin Sinema

Sayfalar dolusu yazı bir kenara, yakın gelecekteki hayatımızı gözümüde canlandırmak için sinemaya başvuralım. Aynı zamanda eğlenmiş de oluruz. Senaristin ya da benim öngörülerim elbette kader değil. Olayın özü tehlikenin büyüğünü ayırt edebilmek, bu delirmiş medeniyetin nereye doğru gittiğini görebilmek. Kısa tavsiye listemi sunuyorum. İyi eğlenceler…

Soylent Green (1973)

Geleceği bu kadar isabetli kurgulayan film nadirdir. Tarım yasak, herkes şehirde yaşamak zorunda. Toplum elitler ve köleler olarak kesin bir şekilde ikiye ayrılmış. Fosil yakıt tükenmiş, elektrik yok. Su ve yiyecek devlet tarafından karne ile veriliyor. Nüfus çıldırmış, polis her bahane ile “değersiz” insanlara saldırıp katliam yapıyor. Sıradan halkın tek besin kaynağı Soylent Green’in yosundan yapıldığı söyleniyor, ama yosun değil. (Yosun gerçekten de bugün besin olarak üretilip satılıyor. Ne tesadüf.)

Gattaca (1997)

Yakın gelecekte şirketler ve devletler çalışanlarını genetik kodlarına göre ayıklıyor ve seçiyor. Kalp hastalığı olan kahramanımızın eski bir atletin kimliğine bürünüp uzay yolculuğu rüyasını gerçekleştirmeye çalışmasını izlerken genetik mühendisliğinin ve biyoteknolojinin sayesinde yakın gelecekte bizi ne güzel(!) bir hayatın beklediğini öğrenmiş oluyoruz.

Idiocracy (2006)

Denklem basit: Aptal insanlar hızlı ürer, böylece düşük ve ortalama zeka toplumda baskın hale gelir, insan ırkı günden güne aptallaşır. Bugün ortalama sayılan edilen bir Amerikalı 2505’te dahi olarak kabul edilebilir. Sağlam teori, eğlenceli film.

1984/Nineteen Eighty-Four (1984)

Herkesin izlemesi gereken mükemmel bir distopya filmi. Kafanızdaki “oturmuş” kavramlar şöyle azıcık yerinden oynasın. Son kısımda, işkence tezgahında parti yöneticisiyle tutsağın arasında geçen diyalog çok önemli. Bu film/kitap kiminin sandığı gibi komünizm eleştirisi değil. “Otorite pornografisi” diye bir kavram varsa herhalde bu hikayede vücut bulduğunu söyleyebiliriz. 1984’ü çoktan geride bıraktık ve Büyük Birader özgürlüğümüze giderek daha fazla tecavüz ediyor.

Metropolis (1927)

Siyah beyaz ve sessiz film zamanlarında çekilmiş, uygarlığı, sanayiyi ve üretim ilişkilerini sorgulayan vurucu bir film. Kapitalizmin gençlik yılları diyebileceğimiz zamanlarda yazılan senaryo ileriyi görüyor, üretim ve mülkiyet ilişkilerinin toplumu nasıl böldüğüne, insanı insana nasıl yabancılaştırdığına dikkat çekiyor. Zamanının çok, ama çok ötesinde.

The Matrix (1999)

Blogun tanıtım yazısında da söylediğim gibi… Çoğumuz uyuduğumuzun, bir rüyanın içinde olduğumuzun farkında değiliz. Uyananlar tıpkı Neo gibi dünyanın her bir insanın yaşam enerjisinin sömürüldüğü dev bir çalışma kampına dönüştürüldüğünü farkediyorlar. Filmdeki simgeleri uygun olanlarıyla değiştirdiğinizde Matriks’in gerçek dünyadan hiç bir farkı olmadığını göreceksiniz. Tek fark var; gerçek dünyada sömüren de, sömürülen de insan.

Fahrenheit 451 (1966)

“… Bitişik evdeki kitap, dolu bir silahtır. Yakın gitsin. Silah ateş etmesin. Adamın kafasını koparın. İyi okumuş bir adamın hedefi olmayacağını kim bilebilir ki? Ben mi? Ben böylelerini hazmedemem, bir dakika bile… Sonunda tüm dünyada evlerin hepsi yanmaz duruma getirilince, eski amaçla itfaiyecilere gerek kalmadı. o zaman onlara yeni bir görev verildi; barışın koruyucuları olarak, resmi sansürcüler, yargıçlar, infazcılar oldular. İşte sen ve ben bunlardan biriyiz…”

Rec (2007)

Bir korku filminin listede ne işi var diyebilirsiniz. Bizi ilgilendiren kısmı korku unsuru değil. Kimseye zararı olmayan sıradan insanların hayatının herkesin gözü önünde bir çırpıda yok edilebileceğini aslında biliyoruz, ama unutuyoruz. Film bize bunu hatırlatıyor.

Punishment Park (1971)

Sıkıyönetim, OHAL, acil durum, afet yönetimi, savaş hali vb. durumlar nasıl trajedilere gebedir… Kurgu, ama gerçeğe çok yakın. Tüylerinizi ürpertecek, sorgulamadan kabullendiğimiz, doğal kabul ettiğimiz, inandığımız değerleri gözden geçirmenize vesile olabilecek tokat gibi bir film. ABD’nin hikayesi, ama bizimkinden pek de farklı değil. Üzerinden geçen zamanda, filmde kurgulanan hikayeden çok daha beterleri gerçekleşti. Kanıksadılar, kanıksadık. Nereye kadar?

Robocop (1987)

Sıradan sayılabilecek bu aksiyon filminde yakın geleceğe yönelik çok isabetli bir öngörü var. Kamu yönetimi ve asayiş çökmüş, Detroit şehrinde orman kanunu işler olmuş. Halkın neredeyse bütün ihtiyaçlarını karşılayan OCP adındaki şirket belediyeyi ve polisi de üstlenmiş. Yani kapitalizmin varacağı son nokta olan bütün dünyaya içindeki hükümetlerle birlikte tek bir şirketin sahip olması durumuna Detroit ölçeğinde erişilmiş. Gerçek hayatta da yeryüzündeki bütün şehirlerin kaderi aynı olacak. İstanbul dönüşmeye başladı bile, bilmem farkında mısınız?

Özel Mansiyon:

Devil’s Advocate (1997)

Genel olarak ortalamanın çok üstüne çıkmayan bu filmde yukarıda sıraladıklarım gibi distopik bir hikaye anlatılmıyor, ancak filmin sonunda avukatın şeytanla yüzleştiği sahnede şeytanın söylediklerini iyi anlamak ve uygarlığın dönüştüğü şeyi göz önüne alarak üzerinde düşünmek lazım:

Avukat: Uzatma! Neden avukatlar? Neden hukuk?
Şeytan: Çünkü hukuk, oğlum, bize her şeyi yaptırır. Muazzam bir sahne arkası giriş kartı. Yeni ruhban sınıfı. Dünyada avukattan fazla hukuk öğrencisi var, biliyor musun? Yayılıyoruz. Silahlar patlıyor! (Diğer avukatı göstererek) Siz ikiniz… biz, hepimiz, beraat üstüne beraat çıkartacağız. Ta ki pis kokusu cennete erişene ve oradakilerin hepsini boğana kadar.

Suçluların cezasız kalmasına odaklanan bu bakış açısını genişletmekte fayda var.
Çağdaş uygarlığın hesapsız doğal kaynak kullanımı, gücün aşırı merkezileşmesi, bit(e)meyen savaşların yanında ayırt edici diğer bir özelliği hayatı düzenleyen kuralların aşırı yoğunlaşmış olması değil mi? Uygarlığın kısa tarihi yazımda buna değinmiştim. Etrafımızda havadan sonra en çok bulunan şey yasa. Eskiden aile kurmak, barınmak, karın doyurmak, geçim sağlamak vb. herhangi bir eylemimizi en fazla bir yasaya göre düzenlemek zorundayken, bugün en küçük bir adım atmak için yüzlerce irili ufaklı düzenlemenin gereğini yerine getirmek zorundayız. Avukatların, hakimlerin bile başa çıkmakta zorlandıkları onbinlerce sayfalık -ve her gün yüzlerce yenisi çıkarılan- kurallar adaletin gerçekleşmesini, suçun cezasını bulmasını, nihayetinde hayat kalitesinin artmasını ne kadar sağlıyor? Hangimiz suç makinalarının serbestçe dolaştığına, hatta pek yüksek makamlarda bulunup yasalara saygılı insanlara hükmettiğine, zulmettiğine inanmıyor? Hangimizin yakını varlığından haberinin bile olmadığı bir yasayı çiğnediği için sıkıntı yaşamadı? Hangi yeni düzenleme kitlelerin canını yakıp tepkisini çekmiyor? Ve her gün para basar gibi tedavüle yeni yasa ve kurallar çıkaran yasama makinesi bu durumu gittikçe kötüleştireceğe benziyor. Enerji ve biyoloji konularında dem vurulan şu parabolik grafikleri hatırlayın. Burada hukuk tezi yazacak değilim. Sadece çoğu zaman üzerinde durulmayan bu kaosa ve kaosun efendilerine dikkat çekmek istiyorum.

Reklamlar

3 Responses to “Kâhin Sinema”


  1. 1 ihg70 15 Tem 2010, 08:26

    “The Road (2009)” filmini de tavsiye ederim.
    Dünyanın çöktüğü bir zamanda, aç-susuz kalmış insanların ne hale düştüğünü çok çarpıcı olarak veren bir film. Çaresizliği iliklere kadar hissettiriyor.

    • 2 nlty2000 10 Eki 2010, 19:32

      1984 İngiltere yapımı Threads‘i de bu listeye eklemem gerek. SSCB’nin İran’ı işgali ile başlayan ABD-SSCB savaşı sırasında Sheffield’a atılan bir nükleer bomba… Film tıpkı The Road gibi bir yere varmıyor, çünkü anlatılan hikaye bir yere varacak bir hikaye değil, pratik anlamda her şeyin sonu. Diğer filmlerde tasvir edilen çöküş senaryolarının hangisi gerçekleşirse gerçekleşsin, insanlık buna yakın bir performansla bis yapacak. Kurgu demeye dilim varmıyor, gerçekleşeceği kesin gibi.
      Threads

  2. 3 Hakan 01 Ağu 2011, 18:38

    Mad Max bu kategoride ilk sıraya konulmalı bence.


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s





%d blogcu bunu beğendi: