Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı

ABD hükümeti tarafından gerçekleştirilip “mücahit müslümanlar” tarafından yapılmış gibi gösterilen 11 Eylül saldırılarından sonra ABD’nin terörist kavramı başkalaşım geçirdi. Yenikonuş sözlüğüne göre ABD karşıtı anlamına gelen terörist ve ABD karşıtlığı anlamına gelen terörizm sözcükleri ağızlara sakız edildi. GW Bush’un defalarca tekrarladığı gibi ya ABD’nin tarafında olacaktık, ya teröristlerin. Ortası yoktu. Bu dayatmaya göre Kurtuluş Savaşımız bir terörist eylem, Atatürk, İnönü ve diğer bütün Kuvayı Milliye komutanları terörist. Türk halkı olduğu gibi terörist. Bu ABD karşıtı yazıyı yazan ben de bir teröristim.

Bu durumun ABD içindeki tezahürü de hükümet karşıtı olan herkesin terörist sayılması şeklinde oldu. 11 Eylül sonrası çıkarılan yasalara göre herhangi bir ABD vatandaşı tutuklanıp mahkemeye çıkarılmadan sorgudan ve işkenceden geçirilebilir, ömrü boyu hapsedilebilir. Son dokuz yılda ABD polisinin, FBI’ın terörist ve şüpheli tanımları da buna ayak uydurarak değişti. Artık yasal bir gösteri yapan insanlar, pankart taşıyıp slogan atanlar terör suçlamasıyla yüzyüze geliyor ve şüpheli muamelesi görüyorlar. Hatta anayasanın çiğnenmesini protesto eden, anayasal düzenin yeniden kurulmasını talep eden gruplar potansiyel terörist yuvaları ilan ediliyor. Otomobilinde anayasa kitapçığı bulunduğu için gözaltına alınıp sorguya çekilen ABD vatandaşları var. (Nedense aklıma üzerinde Nutuk bulundurma suçundan mahkemeye sevkedilen Türk geldi.) Hükümete muhalif insanlar fişleniyor, gösteriye katılanlar filme alınıyor, telefon ve internet haberleşmesi Türkiye’de olduğu gibi izleniyor. Bu işleri organize etme görevi NSA’ya (Ulusal Güvenlik Ajansı) verildi.

Şimdi NSA’nın bir benzeri Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı(KDGM) olarak Türkiye’de kuruluyor. KDGM kuruluş yasasına göre kurumun görevleri:
Madde 6:
“a) Politika ve stratejiler belirlenmesine yönelik çalışmalar yürütmek ve bu politika ve stratejilerin uygulamasını izlemek,
b) Güvenlik kuruluşları ve istihbarat birimlerinden gelen stratejik istihbaratı değerlendirmek ve ilgili birimlerle paylaşmak,
c) Gerekli araştırma, analiz ve değerlendirme çalışmaları yapmak veya yaptırmak,
ç) Güvenlik kuruluşlarına ve ilgili kurumlara stratejik bilgi desteği sağlamak ve bunlar arasında koordinasyonu temin etmek,
d) Kamuoyunu bilgilendirmek ve halkla iletişimi sağlamak,
e) Uluslararası gelişmeleri Dışişleri Bakanlığı ve ilgili kurumlarla işbirliği içinde izlemek ve değerlendirmek,
f) İnceleme ve denetleme yapmak ya da yaptırmak.”
Madde 9/c/II:
“Toplum desteğinin sağlanmasına yönelik faaliyetleri yürütmek”
Madde 9/b/I:
“Veri, bilgi ve belgeleri toplamak, tasnif etmek, analiz ve değerlendirmeler yapmak”

Burada koyulaştırdığım kelimeler anlamı nereye çekerseniz oraya gidebilecek kadar muallak ifadeler. Veri toplamak kapsamına MOBESE, çipli kimlik kartları, çipli taşıtlar, kamu binalarına giriş çıkışların kaydedilmesi, özel güvenlik kameraları giriyor. Kamuoyunu bilgilendirme bahanesiyle Müsteşarlığın propaganda yapacağı,
“İlgili kamu kurum ve kuruluşları ile sivil toplum kuruluşlarının işbirliğini sağlamak
maddesiyle halka baskı yapacağı, yerine göre açıktan tehdit edeceği anlaşılıyor. Başbakanlık makamını işgal eden kişinin defalarca belli kesimleri ve grupları tehdit ettiğini, İstanbul Valisinin işaret parmağını sallaya sallaya “Bu toplum sınırı aşıyor! Özgürlüklerin de bir sınırı olduğu bilinmeli” diye halkı azarladığını hatırlayın. İçişleri Bakanı’nın “Bu konuda herşey yasa metnine geçirilmiyor. Biraz da çok bağlayıcı olmayalım, biraz esnek çalışalım diye…” sözü ile neyi kastettiği bellidir. Yasa müsteşarlığı yabancı çalıştırmasına da izin veriyor:
“Ayrıca özel uzmanlık isteyen konularda kadro karşılığı olmaksızın tam gün veya kısmi gün veya belli bir konu veya proje bazında, konu veya projenin süresi ile sınırlı olmak koşuluyla sözleşmeli personel ve yabancı uzman çalıştırılabilir.” Şurası açık ki, bu yasa ABD’deki NSA’nın, CIA’nın, Pentagon’un Türkiye’de rahat rahat çalışabileceği bir ortam hazırlıyor.

Bakanın müsteşarlığın operasyonel bir görevi olmayacağını söylemesine rağmen 6. maddede birimin denetim yapacağı yazılı. Şimdi bu iki maddeyi alt alta koyarsak bir CIA görevlisinin, bir yabancı komutanın ya da ne idüğü belirsiz bir yabancının kamu kurumlarını denetleyeceğini anlamak zor değil. Bu yetki akla NSA’yı getiriyor. Düşünün, bir kaymakamsınız, öğretmensiniz, polis şefisiniz, Tarım İl Müdürlüğünde çalışan kendi halinde bir veterinersiniz, bir devlet hastanesinde başhekimsiniz, hatta bir savcı ya da hakimsiniz. Türkçe dahi konuşamayan, memur olmayan bir takım adamlar geliyor, kurum kimliğini gösterip sizden bilgi istiyor. Sizi sorguya çekip, hakkınızda bilgi toplayıp bir yerlere iletiyor. Hatta size işinizi nasıl yapacağınızı söylüyor. Bu, manda değilse, işgal değilse, teslim olmak değilse nedir biri izah etsin.

Yasanın kuruma örtülü bütçe oluşturmasına izin vermesi de kirli işler döneceğinin şimdiden itiraf edilmesi değilse nedir?

CIA ve bilumum yabancı istihbarat ve operasyon birimi burada yıllardır cirit atıyor, at koşturuyor. Hatta bir kaç yıl önce gazete kurdular ve kamuoyu yaratıyorlar! Yasa tasarısı metinleri hazırlıyor, birilerinin eline tutuşturup meclis gündemine getiriyorlar. Yasa tasarılarının diline bakarsanız İngilizce’den çeviri olduğu belli olan kavramlar ve ifadelere rastlarsınız. Bu çeviri kavramlar son yıllarda siyasetçi ve bürokratların ağzına sakız olmuş durumda. Açılım, eylem planı, yol haritası, kırmızı çizgi… ilk akla gelenler. Yasaların hazırlanış hızına, yoğunluğuna ve derinliğine bakarsanız bunların bir çoğu mesleksiz ve iki lafı biraraya getiremeyen milletvekilleri tarafından hazırlanmış olamayacağını düşünürsünüz. Yasa ve yönetmelik değişikliklerini en iyi ihtimalle lobiciler hazırlıyor ve vekillere servis ediyorlar. Bütün bunlar bu ülkenin sekiz yıldır dışarıdan yönetildiğie işaret eder. İşte bu dışarıdan yönetimi meşrulaştıracak, Türk halkını ABD önünde doğrudan hesap verir, bedel öder hale getirecek olan, hükümete muhalefeti, dolayısıyla ABD’ye muhalefeti ezerek yok edecek olan hamle KDGM’nin kurulmasıdır. Daha önceki yazılarımda şu tattığımız haberleşme özgürlüğün geçici olduğunu, bunların iyi günlerimiz olduğunu söylemiştim. Görünen o ki bu özgürlük benim tahminimden de kısa sürebilir.

Bu, hayatın özgürlüklerle ilgili kısmı. Mali durumu Kamu Borcu ve İthalat-Kredi-Tüketim yazılarımda özetledim. Bu verileri yan yana koyup kısa bir süre sonra günlük hayatın asıl olacağını gözünüzde canlandırmayı denediniz mi? Bunu mutlaka yapın. Hissettiğiniz kötü duyguyu doğru yere kanalize edin. Endişesini ve korkusunu doğru yere kanalize edecek insan sayısı yeterli sayıya, kritik kütleye ulaştığında ancak bu kabustan uyanabiliriz.

Reklamlar

3 Responses to “Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı”


  1. 1 Erzurum lu 18 Şub 2010, 09:29

    Yine muhteşem bir yazıya imza atmışsınız, tebrik ediyorum.
    Bütün bu yazdıklarını hissediyordum, özellikle “ki lafı biraraya getiremeyen milletvekilleri tarafından hazırlanmış olamayacağını” bu cümleye itiraz edebilecek kimse olduğunu sanmıyorum.

  2. 2 can 16 Oca 2011, 16:02

    Ne yani bu ülke 8 yıldır dışarıdan yönetiliyor da, M. Kemal Yunanlılara karşı İngilizlerin desteğini almadan mı, Rusların Silahlarını kullanmadan mı, Fransa dışişleri bakanı ile korrdinesiz mi zafer kazandı. bu söylediklerinizi sizin gibi bir tarafa çekerseniz oralara gider. bu bakımdan incelendiğinde genel kurmay başkanlığının da özerkliği düşünüldüğünde bu tarz tasarruflarda bulunması muhtemeldir ki görüyoruz yaşanan skandalları. Heron denen aleti biz yapabiliyorken neden İsrail’den ithal ediyoruz. bizi ilk fırsatta tepelemeye hevesli bir devletten en stratejik meselelerimizle alakalı bir uçağı neden alıyoruz sorusuna nasıl bir cevap verilebilir. madem dediğiniz gibiyse Aselsan’ın şüpheli ölümleriyle gündeme gelen mühendislerini araştırmak için neden hükümet kararnamesiyle bir araştırma komisyonu kuruluyor. kusura bakmayın bu edebiyat tutmuyor. demirel bu memlekette 50 sene hüküm sürdü, ağababalarını saymama gerek yok herhalde, onun dönemi bu kadar irdelenmezken nedense menderes gibi özal gibi erdoğan gibi adamların yaptıkları görülmez ve ihanetle suçlanır, güldürüyorsunuz beni ve benim gibi düşünenleri…

    • 3 nlty2000 02 Şub 2011, 22:20

      Arada gülmek de lazım…
      Yok, ben Demirel, Menderes zamanlarında bire bir çeviri yasalar çıkarılmadığını biliyorum. Dış güdüm M.K. öldüğünden beri az veya çok hep var. Ancak yine de politikacıların bir tasarrufu, inisiyatifi olmuş. Şimdiki gibi kimliği belli olmayan danışmanların çeviri hatalarıyla dolu metinleri yarı uyuklar vaziyette yasa diye çıkarılmamış. Kişilere, partilere saplanıp kalmaz, objektif olursanız 2002’den beri bu ülkenin idaresinde ciddi bir değişiklik olduğunu farketmeniz mümkün. Aynı şekilde Bush iktidara geldiğinden beri dünyada bir değişiklik olduğunu görmeniz mümkün. Bu blogda bu değişikliği anlatmaya çalışıyorum zaten. Burada ima, dokundurma vb. yok. Açık yazıyorum. Yazımı ne tarafa çekiyorsunuz, neye ulaşıyorsunuz merak ediyorum.


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s





%d blogcu bunu beğendi: