GDO’lar: Adı Konmamış Kitle İmha Silahları

“Gıda kaynaklarını kontrol eden, insanları kontrol eder.”
-Henry Kissinger*
“Gıda güçtür! Biz bunu davranışları kontrol etmek için kullanırız. Bazıları buna rüşvetçilik diyebilir. Özür dilemiyoruz.”
-Catherine Bertini(ABD eski Tarım Bakanı Yardımcısı, BM Gıda Programı eski yöneticisi)

Komedi dizisi Seinfeld’in “The Mango” bölümünde Jerry Seinfeld şöyle diyor: “Bilim adamları çekirdeksiz karpuz yapmış. Çekirdeği tükürme sıkıntısı ne kadar büyük bir sorundu ki vakitlerini ve enerjilerini buna harcamışlar?” Seinfeld’in saf bir yaklaşımla anlayamadığı şu ki, o bilim adamlarının derdi bizi çekirdeği tükürme zahmetinden kurtarmak değil. Gıdanın genetiğiyle oynanması fikri, daha fazla tohum satarak para kazanmaktan çok çok öteye uzanıyor. Hayatın yazılımı olan DNA’yı ticari mal haline getirmekten tutun, insanları birer robot-köleye çevirmeye kadar geniş spektrumlu bir şeytani planın bir parçası.

Modern hayatta etrafımızda gördüğümüz her nesnenin bir tanımı, hayli uzun bir özellikler listesi var. Alınıp satılan her şey kitaplar dolusu yasa, yönetmelik ve standarda tabi. Bu durumu bir gereklilik gibi algıladık, olağan karşıladık. Bize satılan şeylerin çok ciddi ve sözüm ona mühim standartlarla tanımlanıyor olması gelişmişliğin bir göstergesiydi. Bu “tanımlama” deliliği sonunda canlı varlıklara da ulaştı. Bütün gıdamız canlı organizmalardan oluşur. Gıdanın tanımlanmasının ne anlama geldiğini hiç düşündünüz mü? Bitkilerin, hayvanların… hatta insanların! Bir yumurtayı nasıl tanımlarsınız? Yuvarlak, beyaz ve lezzetli olan her şey yumurta mıdır? Elimizde eksiksiz bir ölçüt yok. Tanımlama için kullanılacak ölçüt organizmanın “barkod”u olan DNA. Demek ki patentini, telif hakkını (ya da üretim hakkını, adına ne derseniz deyin) almak istediğiniz organizmanın DNA’sını yazabilmelisiniz. Genetik mühendisliği bunun için ortaya çıktı. Dev şirketler canlıların DNA’sını çözüp hayatın patentini alsınlar diye. Aldılar da.

Bugün Hindistan’da yüzlerce çiftçi intihar ediyor.  Nedeni genetiği değiştirilmiş(GD) tohum satan şirketlere borçlarını ödeyememeleri. Ödeyememe nedeni tohumların şirketlerin vaat ettiği verimi vermemesi ve daha fazla tohum almak zorunda kalmaları. Masrafların bu kadar artmasının bir diğer nedeni GD tohumlarla kullanılabilecek olan ilacı sadece tohumu satan şirketin üretiyor olması. Çiftçilerin GD tohumlara yönelmesinin nedeni de dönüm başına daha fazla ürün almak. Ölmek istemeyen çiftçinin diğer seçenekleri böbreğini satarak iflasını biraz daha ertelemek ya da tarlasını satarak aç kalmak. Biyoteknoloji şirketleri

Genetiği değiştirilmiş organizma(GDO) sektörünün önde gelen şirketi Monsanto’nun Hindistan’daki kolu Mahyco’nun sattığı Bollgard marka pamuk tohumları vaat edilen verimi vermiyor. Birlikte kullanılan tarım ilacı Round-up, Bollgard dışında toprağın üstünde ve altında ne varsa öldürüyor. Bollgard’ı Round-up olmadan kullanamıyorsunuz. Tohumun satış sözleşmesinde tohumların tamamının satın alındığı yıl ekilmesi, saklanmaması, diğer çiftçilerle paylaşılmaması mecbur tutuluyor. Zararlılara karşı şirketin iddia ettiği korunmanın da sağlanamadığı bir çok gazete haberine konu oldu. Tohumun zararları bununla da bitmiyor. Rüzgar, yağmur ve diğer doğal yöntemlerle çevredeki tarlalara taşınıyor. Taşınan GD tohumlar çapraz tozlaşma ile hakiki tohumların da soyunu bozuyor. Berkeley Üniversitesi GD ürünlerin ekiminin yasak olduğu Meksika’nın hakiki mısırına GD mısır genleri karıştığını belgeledi.** Paraguay soyasına komşu ülke Brezilya’nın soyası(GD) karıştığı için Paraguay’da GDO’lar serbest bırakılmak zorunda kaldı.

Hakiki tohum eken çiftçilerin çevreden gelen hibrit ve GD tohumları ayıklamak ve tarlasını temiz tutmak gibi bir zorunluluğu ortaya çıkıyor. Yakın tarlalardan rüzgar yoluyla gelen tohumlar yüzünden organik tarım sertifikasını kaybeden çiftçiler var! Yetmiyor, şirket komşu tarlada kendi tohumuna rastladığı zaman “tohumumu çaldı” diyerek zaten mağdur olan çiftçiyi mahkemeye veriyor. Yavuz hırsız ev sahibini bastırıyor. Dürüst çiftçilerin bu saldırıdan kurtulması için ne kadar çok çaba harcanması gerektiği aşikar.

gdo50Aqua Bounty şirketi somon balıklarının DNA’sını değiştirerek çok daha büyük, hızlı büyüyen bir tür ortaya çıkardı. Çabuk büyüyüp balık çiftliği sahibine daha çok para kazandıran bu yaratığın erken ölme, iç ve dış deformasyonlara sahip olma, beslenmeye ve üremeye aşırı istekli olma gibi özellikleri de var. Purdue Üniversitesinde yapılan bir bilgisayar simulasyonunda bu balıkların denize salınması durumunda 40 yıl içinde hakiki somon türünün tamamen yok olacağı ortaya çıktı. Kıyı çiftliklerinde balığı zaptetmenin ve kaçmasını engellemenin neredeyse tamamen imkansız olduğu bilinmekte.

Modern tarımın 1940’larda başlayan kısa tarihi trajedilerle, facialarla dolu. DDT ilk kullanılmaya başlandığında üreticileri sağlığa tamamen zararsız olduğunu iddia ediyordu. Yine tarım ilacı olarak kullanılan Agent Orange‘ın kalıcı sakatlık ve ölümlere neden olduğunun anlaşılıp durdurulması uzun zaman aldı. Bitki büyüme hormonunun, hangi dozda kullanılırsa kullanılsın, insan sağlığı üzerindeki etkileri ortaya çıkmış değil. GDO, dünya çapında büyük bir deney. Kobaylar ise biziz, yani insanlar.

GD ürünlerin sağlığa zararı hakkında yüzlerce kaynak bulmak mümkün. GD patatesin memelilerin bağışıklık sistemine zarar verdiği Arpad Putztai*** tarafından kanıtlandı. GD bitki yiyen çiftlik hayvanlarının öldüğü rapor edildi. GD pamuk hasadında çalışan işçilerin ellerinde alerjik reaksiyonlar görülebiliyor. GDO ve otizm arasında çok yakın bağlantı olduğunu gösteren araştırmalar mevcut.

GD tohumların üretiliş biçimi basitçe bitkide bir çeşit kanser yaratma üzerine kurulu. Hedef hücrenin DNA’sı, kaynak hücrenin DNA’sı ile doğal yollarla çaprazlanmayacağı için taşıyıcı olarak bakteri ve virüsler kullanılıyor. Kaynak genleri taşıyan bakteri ve virüsler hedef virüsleri “işgal” edip genleri aktarıyor. Bu hikayenin korkutucu tarafı şu ki, siz bu GD organizmaları yediğiniz zaman bu başkalaşmış genler midenizde ve bağırsaklarınızda çalışmaya devam ediyor. Bağırsaklarınızda bulunan sindirim bakterilerinin de genlerinin değişmeyeceğini, hatta vücudunuza bir kez girmiş bulunan DNA’nın diğer hücrelerinizi etkilemeyeceğini kimse garanti edemiyor. Bu da işin sağlık açısından tehlikesini oluşturuyor. Bildiğiniz gibi kansere neden olan ya da zemin hazırlayan etkenler uzun yıllar sonra, vücutta birikim yaptıktan sonra harekete geçebiliyor ve bir çok kanserojen etken 20.yy’da sanayi ürünlerine uzun süre maruz kalan insanların hastalanması üzerine keşfedilebildi. GDO’ların da birer sanayi ürünü olarak benzer süreçten geçtikten sonra kanserojen ilan edilmesi olası. Tabi o güne kadar satın alınmamış laboratuar, üniversite, bürokrat, bakan kalırsa!

Yıllar önce gençliğimizde Sepultura dinlerdik. Brezilyalı protest grup şarkılarında bir biyoteknoloji tutturmuş gidiyordu. Biyoteknolojinin ne olduğunu, neden ölümcül olduğunu anlayamadık. Gençliğin verdiği ilgisizlikle üzerinde de durmadık. Adamların bas bas bağırarak ölüm getirecek dediği olayı yıllar sonra anladık. Bir çok dünyalı tehlikenin farkında. Farkında olanların sayısı artıyor. Biyoteknoloji şirketleri insanların uyanmaması için bir yandan da ikna kampanyaları yürütüyor. Örneğin Monsanto, organik tarımı kötüleyen, küçük çiftçiye desteği ve korumacı gümrükleri eleştiren ve Neo-Con’ların ünlü think-tank‘i Hudson Enstitüsü’nün bir yan kuruluşu olan Center For Global Food Issues(CGFI)’un sponsorluğunu yapıyor, 1950’lerden beri Disney ile ortak çalışmalar yürütüyor. Umuyorum ki çabaları boşa çıkacak. Bunun için hepimize düşen, ilk etapta yakınımızdakileri uyarmak ve bilgi sahibi olmak. Tehlikenin büyüklüğünü anlamak gerek. Bu belki de şimdiye kadar burada yazdığım bütün konulardan daha önemli, daha acil. Şehirde yaşayanlarımız aklını başına alıp satın aldığı ürünün kaynağını araştıracak, soruşturacak. İmkanı olan organik pazarlardan alışveriş edecek. Etiketlerdeki içindekiler kısmını dikkatle okuyacak, soya, soya lesitini, dekstroz, mısır şurubu, mısır ifadelerini gördüğü ürünü araştıracak. Gerekirse o ürünleri tüketmekten vazgeçecek.

Geçmişte ABD patent ofisine canlıları patentlemek için bazı başvurular olmuş ve reddedilmiş. Bugün tohumun patentlenme şekli patent kavramına aykırı düşüyor. Çünkü tohumun sonraki nesilleri de patent koruması altında. Yani bir balığı patentlediniz diyelim. Bu balık gitti okyanusta üredi, yüz yıl sonra bütün denizleri doldurdu. Uygulamaya göre bütün balıklar size ait. Bu balıkları sizden izinsiz kimse avlayamaz, yiyemez, üretemez. Bununla birlikte GD gıda örnekleri üzerinde deneysel çalışma, bilimsel araştırma da yapamıyorsunuz, çünkü bir başkasının patentli ürününü kullanıyorsunuz. Uygulamanın hukuka, bir çok uygar anayasaya ve genel geçer ahlaka aykırılığı burada.

Son yıllarda GD olmayan, doğal tohum genleri de patentlenmeye başladı. Türkiye’de doğal tavuk türlerini üzerine patentleyen şirketler var. Bunun ne anlama geldiğini bir düşünün. Her an arka bahçenizden bir bitkinizi götürüp üretim hakkını üzerlerine alabilir, sizi kendilerine köle yapabilirler. Tarlasına isteği dışında GD tohumlar bulaşan çiftçinin ürününün tohumu patentleyen şirketin malı olduğuna hüküm veren mahkeme kararları var. Yakın gelecekte insan genlerini patentleyebilirler. Genetik köle pazarları bilim-kurgu olmaktan çıkabilir. Hayatın patentlenmesini normal bulanlar, çocuklarının, torunlarının şirketlerin malı olarak alınıp satılmasına kendini hazırlamalı.

Şu anda ülkemize GD tohumların ithali yasak. Ancak hükümet bunu serbest bırakacak. AKP’li bürokratların, milletvekillerinin Monsanto ile yaptığı görüşmeler kartel basınında yer bulmuyor. Şuna emin olun; GD tohumların serbest bırakıldığı gün, tarlalarımızın ateşe verildiği gündür. GDO, tarımda son duraktır. Teslim olduğumuz anda başka seçeneğimiz kalmayacak, çünkü elimizde gerçek gıdalar yetiştirmek için hakiki tohumlar olmayacak. Genetik çeşitlilik yok olacağı için bitkilerin zor şartlara dayanıklılığı tamamen ortadan kalkacak. İnandırıcı gelmediyse buyurun okuyun. Norveç’te dağı oydular, tohum bankası yaptılar. Dünyanın dört bir yanından hakiki tohum örnekleri saklıyorlar. Bu işe yüz milyonlarca avro harcıyorlar.

Çalınmış Hasat ve  İntihar Tohumları kitaplarının yazarı Vandana Shiva dünyaca tanınmış ekoloji eylemcilerinden birisi. Kurduğu Navdanya adlı çiftlikte ülkenin dört bir yanından getirdiği hakiki tohumları ekip çoğaltıyor. GDO’ların yaygınlaşması ve tarım bitkilerinin soyunun tükenmesine karşı kurtarılmış bir bölge oluşturarak gönüllü bir misyon yürütüyor.

Tüketici örgütlerinin bir kısmı GD gıdadan korunmak için etiketleme zorunluluğu talep ediyor. AB’de GD ürünlerin açıkça etiketlenmesini gerektiren düzenlemeler var. Ancak etiketleme zorunluluğu tüketiciye seçme şansı verse de ne yazık ki sorunu çözmüyor. Çünkü anlattığım nedenlerle üreticinin seçme şansı yine kalmıyor. Tohumların ülke sınırlarını geçmesi her ne pahasına olursa olsun engellenmesi şart. Tohumların ülkemize girişine engel olmakla iş bitmiyor. GD ürünlerin de ithalinin engellenmesi gerekiyor. Mısır, soya gibi GD ürünler ucuzluklarıyla yerli tarımı çökertmek ve sağlığımızı bozmaktan başka hiç bir işe yaramayacak. Son yıllarda her köşe başında bardakta mısır satanlar türedi, fark ettiniz mi? İşte o mısır, ithal mısır. GD mısır.

Transgen gıda hakkında yazılıp çizilen yalanların bini bir para. Örneğin GD tohum ekiminin iddia edildiği gibi daha az değil, eninde sonunda daha fazla zirai ilaçlama gerektirdiği biliniyor. En çok tekrarlanan bahane dünya nüfusunun doyurulması için gen teknolojisine muhtaç olduğumuzdur. Oysa bu gerçeğin tam tersi. Başta Monsanto olmak üzere biyoteknoloji şirketleri belki de geleceğin en büyük açlık sebebi olacak biyoetanol ve biyodizel tuzağını bizzat hazırladılar. Biyoyakıt ekinlerinin üretiminde, elde edilenden fazla enerji harcanıyor. Ama bu gerçekler yazılmıyor. Tıpkı zenginlerin tamamen organik gıdayla beslendiklerinin yazılmadığı gibi.

Bu konuyu açık açık yazıp çizmeye cesaret edenleri baskı, zorlama, tehdit ve mahkeme koridorları bekliyor. Şirketler öyle zengin ki, girdikleri her yerde kiralayabilecek akademisyenler bulabiliyorlar. Aralarında Bilim ve Teknik’in de bulunduğu bilimsel yayınlar genetik mühendisliğini geleceğin bilim dalı, insanlığın ortak umudu gibi sunmaya çalışıyor, allayıp pulluyorlar. Bakın ülkemizde kamuoyunu GDO’lara hazırlamayı kendine görev edinmiş sözde bilim adamları dernek bile kurmuşlar.

Önce neyle yüz yüze olduğumuzu anlayacağız. Yüzümüzde patlayacak olan bombanın farkına varacağız. Gerisi gelecek…

MONSANTO KİMDİR?

“Monsanto biyoteknolojik gıdanın güvenliğini garantilemek zorunda değil. Biz mümkün olduğu kadar fazla satış yapmakla ilgileniyoruz.”
-Phil Angell(Monsanto İletişim Sorumlusu, NYTimes, 25.10.1998)

no-monsanto-cropsMonsanto ABD merkezli, tarım ilacı, tohum, yapay aroma, yapay gübre, yapay tatlandırıcı, sentetik kimyasal hammadde, plastik, ilaç gibi alanlarda faaliyet gösteren bir şirket. 1995-2005 arasında dünyanın dört bir yanında 50 tohum şirketini bünyesine katmış, 11000 çeşit tohumun patentini almış. Şirket aynı zamanda Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan nükleer bombalarının üretimi için çalışmış olan Manhattan Projesi’nin bir parçası idi. Akademik raporlarda, kamu araştırmalarında, ürün prospektüslerinde, reklamlarda hileye başvurduğu yönünde ABD mahkemeleri tarafından verilmiş kararlar var. Şirketin yönetim kurulunda silah ve madencilik şirketlerinin yöneticileri de bulunuyor. Asgrow, Dekalb, Deltapine, Seminis, Roundup gibi markalarla Türkiye’de de faaliyet gösteriyor.

Şu anda Monsanto tarafından yapılan, bütün dünyanın gıda kaynaklarını, ekimi, hasadı, hatta arka bahçenizde, saksınızda yaptığınız üretimi kontrol altında tutan devlet-ötesi, yasa-üstü bir örgütün aleni provası. Mağdur çiftçilere açılan davalar, çiftçilerin iflası için harcanan kasıtlı ve programlı bir çaba, lobi yapmak ve hükümetleri satın almak için harcanan milyar dolarlar bunun işaretleri. GDO hareketi, bizim ne zaman yaşayıp ne zaman öleceğimize karar verme hakkını almaya çalışıyor. Hükümetimizin bu hakkı onlara vermesine izin verecek miyiz? Biz bu konuyu tartışır, insanları duruma uyandırmaya çalışırken bu şirketler ülkemizde yeni yatırımlara başlıyor, olaydan habersiz yüzlerce çiftçi daha GDO tuzağına düşüyor, ölüm tohumları topraklarımıza yayılmaya devam ediyor. Giden geri gelmiyor. Vaktimiz daralıyor.

Şirketin sorumlu olduğu ürünlerden bir kaç örnek:

  • Sığır büyüme hormonu(rBGH, ticari adı Posilac. Sığırları hasta ettiği için antibiyotikle birlikte verilmek zorunda. Üretilen et ve sütte hormon ve antibiyotik kalıntıları bulunuyor. AB ve Kanada’da kullanımı yasaklanmıştır. Türkiye’de serbesttir.)
  • PCB(1980’lerde yasaklanan sanayi tipi zehirli soğutucu gaz)
  • DDT(Önceleri tarım ilacı, daha sonra böcek zehri ve kimyasal silah. Toprakta, su havzalarında ve nitekim deniz balıklarının bünyesinde biriktiği kanıtlanmıştır. İddia edilenin aksine uzun yıllar varlığını sürdürdüğü şüpheleri vardır.)
  • Aspartam(Eksitotoksin, yani zehir olduğu bilinen yapay tatlandırıcı. ABD ilaç ve yiyecek idaresi FDA’dan bir kaç denemeden sonra türlü ayak oyunlarıyla onay alabilmiş, ama kalıcı zararları bir çok farklı kaynak tarafından kanıtlanmıştır. Sağlığa zararlı olmadığı şekline bugün hakkında en çok yalan söylenen maddelerden biridir.)
  • Sakarin(Kanserojen yapay tatlandırıcı.)
  • Agent orange(Önceleri tarım ilacı, daha sonra kimyasal silah.)
  • V-Gurt(İkinci nesli olmayan, hasadın bir kısmını tohumluk olarak ayıramadığınız kısır tohum teknolojisi. Namı diğer terminator tohum.)
  • Copper 7(Sağlığa zararlı olduğu için yasaklanan rahim içi doğum kontrol cihazı.)
  • Biyoetanol ve biyodizel(GD mısır ve soya kökenli)
  • Roundup(Ülkemizde de kullanılan tarım ilacı. Kansere neden olduğunu gösteren araştırmalar var.)
  • GD mısır(“Hiç bardakta mısır yediniz mi?”)
  • GD soya
  • GD tahıl
  • GD pamuk
  • GD domates
  • GD patates
  • GD ağaç
  • GD çim

GDO üretimi yapan şirketlerden birkaçı:

Bayer

Monsanto

Syngenta

Conagra

Advanta

Cargill

Dupont

Aventis

Aqua Bounty

Hazera

Progen(Özbuğday)

GD GIDAYA KARŞI ÇIKMAK İÇİN ON SEBEP (kaynak: banGMfood.org)

1. GDO’lar gıda krizini çözmeyecek

2008’deki Dünya Bankası raporugıda fiyatlarındaki artışın başlıca nedeni olarak biyoyakıtları gösterdi. GDO devi Monsanto, biyoyakıt lobiciliğinin merkezinde olageldi – gıda krizinden müthiş kar elde ederken aynı zamanda GD gıda için propaganda malzemesi yaptı. (Yani gıdadan yakıt elde ederken birinci, kıtlık nedeniyle kar oranı artarken ikinci, GDO propagandası yaparken üçüncü kez kar…)

2. GD bitkiler verimi artırmıyor

İddiaların aksine, hiç bir ticari ekinin verimini artırmadı. Gerçekte, en yaygın GD ürün olan soyada ciddi verim kaybı yaşandı.

3. GD ekinler böcek zehiri kullanımını artırıyor

Resmi veriler ABD’de toplam ilaç tüketiminde konvansiyonel ürünlere oranla azalış değil, artış olduğunu gösteriyor.

4. Dünyayı beslemenin daha iyi yolları var

BM/Dünya Bankası tarafından 400 bilim adamına hazırlatılan ve 58 ülke tarafından desteklenen projede küresel açlık, tarımsal üretim ve iklim değişikliği sorunlarına GD gıdanın pek az çözüm sunabildiği, fakat hazlihazırda daha iyi alternatifler bulunduğu sonucuna ulaşıldı.

5. Diğer çiftçilik teknolojileri daha başarılı

Entegre Zararlı Yönetimi ve diğer yenilikçi düşük girdili ya da organik zararlı mücadele ve verim artırma yöntemleri, özellikle gelişmekte olan ülkelerde başarılı olmuştur. İşaretçi Yardımlı Seçim(genetik yapıyı değiştirmeden gen haritalama) gibi diğer teknolojilerin tarımsal üretimi daha etkili ve emniyetli olarak artırması bekleniyor.

6. GD gıda yemenin zararsız olduğu kanıtlanmadı

Genetik modifikasyon yabancı genleri bitki bünyesine katmanın baştan savma ve kesin olmayan yöntemidir. Beklenmeyen sonuçlar doğurur. Ürünler uzun süreli ve kapsamlı olarak test edilmemiştir, ancak hayvanlar üzerindeki testler endişe verici sağlık etkilerine yol açmıştır. GD gıdanın insanlar üzerindeki etkisi hakkında sadece bir çalışma yayınlanmıştır. Gut bakterisi üzerine beklenmeyen etkilere rastlanan çalışma devam ettirilmemiştir.

7. Hayvan yemindeki hayalet GDO – tüketicinin onayını almadan

Bu şekilde beslenmek ister misiniz?

Bu şekilde beslenmek ister misiniz?

Avrupa’ya ithal edilen GD yemle üretilen et, yumurta ve süt ürünlerinin etiketlenme zorunluluğu yok. Araştırmalar hayvanların GD yemle beslenmesi durumunda ürünlerde GD maddenin bulunabildiğini gösteriyor. GD yem hayvanınsağlığını etkilediği için hayvansal ürünleri tüketen insanların sağlığı da etkilenebilir.

8. GD gıdanın sağlık üzerindeki etkilerini kimse gözlemlemiyor

Amerikalıların hastalık belirtileri olmadan yıllardır GD gıda yediği iddia ediliyor. Ancak bu gıdalar etiketlenmeden satılıyor ve sonuçları kimse gözlemlemedi. Trans yağ gibi diğer alışılmamış gıda maddeleri ile birlikte milyonlarca erken ölüme neden olduğunu anlamak onyıllar aldı.

9. GD ve GD olmayan canlılar bir arada bulunamaz

Konvansiyonel ve organik gıdaya GDO bulaşması durumu yaygınlaşıyor. Onaylanmamış bir GD pirincin sadece bir yıl yapılan tarla testleri sonucu ABD pirinç stoğuna ve tohumlara yüksek miktarlarda bulaştığı tespit edildi. Kanada’da organik kolza sektörü GD kolza bulaşması sonucu tamamen yok oldu. İspanya’da bir araştırma GD mısırın “organik yetiştiricilikte şiddetli bir azalmaya yol açmış ve birarada bulunmalarını imkansız hale getirmiştir.” GD gıda ve GD olmayan dünya gıda stoğu arasında bir seçim yapmanın zamanı gelmiştir.

10. GDO şirketlerine güvenemeyiz

GD gıdalarını yaymakta olan büyük biyoteknoloji şirketlerinın tarihi korkunç toksik kirlenme ve kamuoyunu aldatma olaylarıyla doludur. Genetik mühendislik bunlar için çekicidir, çünkü tüm dünyanın gıda arzını tekellerine almalarına izin verecek patent mekanizmasını kullanma imkanı yaratıyor. İşi tohumları saklayan ya da bir sabah tarlasında bulan çiftçileri taciz edip gözdağı vermeye kadar götürüyorlar.

TÜRKİYE İÇİN ACİL ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

1)  Dünya Ticaret Örgütü, Dünya Bankası ve  IMF ile yapılmış anlaşmalarda tarım ile ilgili koşulları içeren maddeler gözden geçirilerek GDO’lardan korunmamızı zorlaştıracak ya da engelleyecek şartlar kaldırılmalıdır. AB ve diğer gümrük anlaşmalarının tarım ürünleri ve gıda kapsamlı kısımları ayıklanmalıdır.

2) Patent mevzuatı değiştirilerek canlı varlıklara patent alınması durdurulmalı, alınmış patentler yasa ve hatta gerekirse anayasa değişikliği yapılarak geçersiz sayılmalıdır.

3) GD tarım ürünlerinin ithali ve üretimi ağır ceza yaptırımlarıyla yasaklanmalıdır.

4) GD yemle beslenen hayvanların ithali ve üretimi ağır ceza yaptırımlarıyla yasaklanmalıdır.

5) Bu ürünleri bileşen olarak içeren gıdaların ve gıda dışı GD organizmaların ithali ve üretimi yasaklanmalıdır.

6) Özellikle ekili sınırlarda (Trakya vb.) tampon bölge oluşturup bu toprak bandındaki canlı hayatı bulaşmalara karşı gözetim altında tutulmalıdır. Ülkeye giriş çıkış yapan tarımsal nakliye araçları, tarım makinaları ve donanımı tohum kalıntılarına karşı denetlenmelidir.

7) Hakiki tohum mirasının korunması için Svalbard Tohum Bankası benzeri yeraltı tohum kasaları inşa edilmeli ve ulusal tohum sefeberliği başlatılmalıdır.

* 1973-1977 ABD Dışişleri Bakanı. Rockefeller ve Neo-Con’lara yakın duran Yahudi politikacı, geri kalmış ülkelerin artan nüfusunun ABD’nin güvenliği için tehdit oluşturduğu ve bu nüfusun doğal ve yapay yollarla azaltılması gerektiği fikrinin en bilinen temsilcisidir. http://www.larouchepub.com/other/1995/2249_kissinger_food.html

** Ignacio Chapela bu çalışmayı yayınlar yayınlamaz Berkeley Üniversitesi’nden atılmıştır.

***GD patates hakkında yaptığı kapsamlı çalışmanın sonuçlarını yayınlaması üzerine üniversitedeki işinden atılmıştır. * http://www.gmwatch.org/archive2.asp?arcid=1041

KAYNAKLAR:

I. TÜRKÇE:

İnternet:

Kitap:

II.İNGİLİZCE:

İnternet:

Monsanto’s web of deceit:

Kitap:

Belgesel film:

Bu filmlere ve bazı kitaplara torrent, ed2k ya da rapidshare üzerinden ulaşmak mümkün. İmkanınız yoksa benimle irtibata geçin, size birer kopya ulaştırabilirim.

Reklamlar

8 Responses to “GDO’lar: Adı Konmamış Kitle İmha Silahları”


  1. 1 hakan 13 Eki 2009, 21:00

    Çalınmış Hasat ve İntihar Tohumları kitaplarının yazarı Vandana Shiva dünyaca tanınmış ekoloji eylemcilerinden birisi. Kurduğu Navdanya adlı çiftlikte ülkenin dört bir yanından getirdiği hakiki tohumları ekip çoğaltıyor. GDO’ların yaygınlaşması ve tarım bitkilerinin soyunun tükenmesine karşı kurtarılmış bir bölge oluşturarak gönüllü bir misyon yürütüyor.

    Bizim de böyle bir çiftligi en azindan kurmamiz gerekmez mi? Yapamaz miyiz? Ne dersiniz? Yapanlarin oldugunu tahmin ediyorum.
    Bilgi alisverisinde bulunalim.
    Selamlar,

  2. 2 Arzu 17 Eki 2009, 10:28

    Mebruke Bayram’ın “Gıdalar, silahlar, ambalajlar ve açlar” isimli kitabı da kaynaklar arasında değerlendirilebilir.

  3. 4 Emine 18 Eki 2009, 04:06

    elinize sağlık.
    filmlerin kopyasını edinmek isterim

    selam ve sevgiyle…

  4. 5 Serdar 28 Eki 2009, 20:01

    Bilgilendirme için çok teşekkür ederiz.

  5. 6 hakan 20 Kas 2009, 22:15

    GDO’LU ÜRÜNLER ÇİFTÇİYE VE TÜKETİCİLERE ZARAR VERECEKTİR

    İzmir Çiftçi Örgütleri Güç Birliği Platformu ( ÇİFTÇİPLAT) olarak GDO konusundaki yönetmelik ile ilgili görüşlerimizi açıklamak istiyoruz.

    Cartegena Biyogüvenlik Protokolü’nü Meclisinde kabul eden Türkiye, Ulusal Biyogüvenlik Yasası’nı çıkarmak yerine bir yönetmelikle GDO’ların ve ürünlerinin ülkemize girmesini izin vermiştir.
    26 Ekim 2009 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Gıda ve Yem Amaçlı Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerinin İthalatı, İşlenmesi, İhracatı, Kontrol ve Denetimine Dair Yönetmeliğin insan yaşamı ve sağlığı, hayvan sağlığı ve refahı, tüketici çıkarları ve çevrenin en üst düzeyde korunması amacıyla hazırlandığı belirtilmesine karşın, getirilen düzenleme bunları sağlamaktan çok uzaktır.

    GDO’lu tohumların üstün özellikleri olduğu, tarım ilaçlarının kullanımını azalttığı yönünde propagandalar yapılmaktadır. Gerçek ise böyle değildir. GDO’lu bitkilerin alan olarak % 85’inin herbisite (ot öldürücü ilaç) dayanıklılık gösterdiği GDO yandaşı şirket ve çevrelerce açıklanmaktadır. GDO’lu tohumu üreten firmalar aynı zamanda herbisiti de üretmektedir. Tohumunu sattığı çeşit herbisitten az zarar görmektedir. Çiftçi de rahatlıkla korkmadan herbisiti kullanabileceğini düşünmektedir. GDO’lu tohumların ekildiği ABD, Brezilya ve Arjantin gibi ülkelerde herbisit kullanımının roket gibi yükseldiği biliniyor. ABD Tarım Bakanlığı bu artışı açıklamaktadır. GDO efsanesinin ne kadar yanlış olduğu ve ilaç kullanımının azalmak şöyle dursun arttığı açıktır. Bu ilaç; atan çiftçiye, yer altı sularına ve hayvanlara zarar vermektedir. Pahalı GDO’lu tohum ve herbisit bedelleri aynı şirketlerin cebine akmakta, çiftçiyi fakirleştirmektedir. Bu ülkelerde işçi ve çevre sağlığını düşünmeyen dev tarım işletmeleri ot mücadelesinde emek tasarrufu yaparak, kâr sağladığını düşünmektedirler. Ülkemizde en büyük tarım işletmesinin bile GDO’lardan çıkarı olmayacaktır.
    Böceklere dayanıklılık özelliği taşıyan GDO’lu tohumlarla üretilen bitkilerde böcek öldürücü kullanımının azaldığını iddiası da boştur. Çiftçilerin deneyimleri gerçeğin ters yönde olduğunu ortaya koymuştur. Örneğin Hindistan’da iki araştırmacı normal pamuk ekenlerin, GDO’lu pamuk ekenlere göre % 60 daha fazla gelir elde ettiklerini ortaya koymuşlardır. GDO’lu pamuk ekenlerin ilaç kullanımını azaltamadıkları ve verimi arttıramadıkları araştırmacılarca saptanmıştır. GDO’lu pamuk solgunluğa daha fazla eğilim göstermektedir. Bu gelişmeler sonucu Hindistan’da GDO’lu tohum satan dükkânlar yakılmıştır. 2003’ten bu yana bu nedenle intihar eden çiftçi sayısının 16 bini aştığı bildiriliyor.
    GDO’lu ürünlerin bebekler için yasak, ancak anne ve babalar için serbest bırakılması toplum sağlığını ciddi tehlikeye atmaktadır. GDO’lar zararlı ve bu nedenle bebeklere yedirilmeyecek ise onu emziren ya da hamileliği esnasında karnında taşıyan annesine neden yedirilmektedir? Şayet GDO’ların hiçbir sağlık riski yok ise bebekler için neden yasaklanmıştır? GDO’ların hayvan denekler üzerinde yapılan denemelerde kan yapısını bozduğu, bağışıklık sistemini çökerttiği, sinir sistemini tahrip ettiği, organlarda küçülme meydana getirdiği ve sonraki nesillerde üreme yeteneğini bitirdiği bilimsel raporlarla kanıtlanmış durumdadır.
    GDO’lu yemlerle beslenen hayvanların ve ürünlerinin de GDO’lu sayılması ve dolayısıyla etiketlenmesine ilişkin hiçbir maddenin yönetmelikte yer almaması da insan sağlığının hiçe sayıldığının en büyük göstergelerinden biridir!
    Türkiye’nin hiçbir GDO’ya ve ürününe gereksinimi yoktur! GDO’lar açlığa çare değildir! Biyolojik çeşitlilik üzerine büyük bir tehdittir! GDO’lar tarım ilacı kullanımını artırarak hem toprağı hem de içme sularımızı zehirlemektedir! Çiftçileri dev biyoteknoloji şirketlerine bağımlı kılmaktadır!
    Bu yüzden İzmir Çiftçi Örgütleri Güç Birliği Platformu olarak her türlü GDO’nun üretimine de, tüketimine de, ithalatına da şiddetle karşıyız.

    İzmir Çiftçi Örgütleri Güç Birliği Platformu ( ÇİFTÇİPLAT) adına

    Dönem Sözcüsü

    Prof. Dr. Mustafa Kaymakçı

    Üye Kuruluşlar

    İzmir Köy-Koop ve bağlı kooperatifler

    İzmir Hay-Koop ve bağlı kooperatifler

    İzmir İli Damızlık Koyun-Keçi Yetiştirici Birliği

    Foça Süt Üreticileri Birliği

    Ödemiş Süt Üreticileri Birliği

    Tire Süt Kooperatifi

    Menderes Örtüaltı Sebze Üreticileri Birliği

    Tire Ziraat Odası

    İzmir Veteriner Hekimler Odası

  6. 7 hakan 20 Kas 2009, 22:58

    Değerli dostlar,

    > Ben inşaat mühendisi olmakla birlike yaklaşık 18 yıldır yemek
    > sektöründeyim. Yemek Sanayici ve İş adamları Derneği başkan yardımcısı,
    > Ankara Sanayi Odası gıda komite üyesiyim.
    > Bu sürede öğrendiklerimi yazmaya sayfalar yetmez. Ancak birkaç bilgi
    > aktarırsam ne demek istediğim daha iyi anlaşılır.
    > Öncelikle Türker Bey’in ticari endişeyle yapılıyor teşhisi sonuna kadar
    > doğru. Minimum M2 maksimum verim, olay tamamen budur.
    > – “Soya Kıyması” adıyla satılan ürün yağı alınmış soya küspesidir. 25 Kg
    > torbalarda kg fiyatı 1,5 tl civarındadır. Kullanırken ılık suyla
    > ıslatılır 1 kg soya kıyması 3 kg su emer. yani kullanım fiyatı kg da 50
    > krş tan aşağı olur. Gerçek etin 20 tl/kg olduğu yerde tabiiki bunu önce
    > sermaye kullanır. maret, pınar vs gibi hazır tıp annemin köftesi gibi
    > köftelerin tamamı soya katkılıdır. şirin gözükmesi içinde mix kıyma,
    > soya proteini vs. gibi farklı isimlerle ambalaj üzerinde yazılmaktadır.
    > yani et diye soya küspesi satıp, annemin köftesi gibi aynen diye reklam
    > yapıyorlar.
    > BİTMEDİ: bu soya zımbırtısı granül veya toz halinde , beyaz , açık
    > kahve, koyu kahve , kırmızı, yeşil renkleri vardır. tadı nötüre
    > yakındır. cevizle karışıp baklavaya, kıymayla karışıp köfteye , unla
    > karışıp ekmeğe, keke vs.ye giriyor.
    > – Marine kuşbaşı diye bir et satılıyor şimdi , normal kuşbaşı etten
    > ucuz. bir özel kimyasal karışım suyla ete emdiriliyor. % 20 su basılıyor
    > ete , böylece fiyatı ucuzluyor. ancak bu tuzlar sizin kalp, şeker,
    > tansiyon vs , rejimlerinize zarar verirmi bilmiyorsunuz. yemeğe tuz
    > atmıyorsunuz, ama başka tuzları bilmeden yiyorsunuz. yemek şirketinizin
    > et giriş faturalarında “mix kıyma” ve ” marine kuşbaşı ” var mı, bir
    > kontrol edin bakalım.
    > – PEYNİR ALTI SUYU TOZU: Adı üstünde, peynir üretiminde kalan su sıcak
    > plakalara püskürtülüyor, buharlaşma sonucu elde edilen toz işte. nerede
    > kullanılıyor? peynirli çizi de peynir mi var zannediyorsunuz. tüm
    > bisküvit ve kek sektörünün birinci sınıf dolgu maddesi. kg fiyatı 50 krş
    > gibi bişeydi.yediğiniz bisküvit, kek, kraker vs paketlerin üzerini bir
    > okuyun bakalım içinde şeker ve un dışında tanımadığınız kaç kalem
    > malzeme var. bir top keki toptancısı 15 krş a satıyor. anam-babam usulü
    > un,yumurta ve yağ ile yapsanız 30 krş malzeme maliyeti var, ambalaj,
    > üretici karı, nakliye ve toptancı karı vs eklenince nasıl o fiyata
    > satılabiliyor? çünkü kek değil kek benzeri kimyasal bir şey alıp
    > yiyoruz. paketin üzerini okuyun anlarsınız.
    > – bezelyenin kurusu öğütülüp fıstık süsü verilerek tatlılara konuyor.
    > – pul biberin, karabiberin, kimyonun vs ektractı var, kilosu 5 tl ye
    > satılan sucuklarda gerçek baharatmı var sanki. bazılarında zaten sucuk
    > benzeri ürün yazıyor.
    > – bir danadan 25-30 kg sinir çıkıyor . -40 derecede dondurup öğütüyor
    > sinir unu yapıyor sosise basıyorlar. şarküteri rünlerine dikkatli bakın.
    > %100 dana diyor, dana eti demiyor, anlayın işte.
    > – tavukların boyun , taşlık, kanat ucu vs gibi ticari değeri olmayan her
    > yeri kemikleriyle öğütülerek “mekanik kıyma ” isimli bişi yapılıyor. tüm
    > tavuk sucuk ve salamlarında bu var, siz tavukların göğüs etlerinin kıyma
    > yapıldığını sanıyorsanız fena yanıldınız.
    >
    > bütün bu işler T.C.Tarım ve köy İşleri Bakanlığı izni ile yapılıyor.
    > Tamamen ve her yönüyle gıda terörünün cenneti olan yurdumuzda izinle
    > bunlar yapılırken siz varın kaçak yapılanları düşünün,
    >
    > Bütün ekmeğe tavuk döner 2 tl , yarısı işkembe, ööööffffffffffff,
    > sıkıldım gene, GDO ne ki o daha yeni farkedildi, devede kulak bile
    > değil. bugünkü hürriyette yılmaz özdil’i okuyun oda iyi dokundurmuş.
    > Bunlar işin yemek faslı, daha gıda ambalajları var, koruyucular var vs.
    > kıyamet kopuyor da bizim gıda mühendislerimizin sesi soluğu yok ortada,
    > bir garip yemekçi inşaat mühendisi çarşı pazardan topladığı bilgileri
    > ortalığa döküyor.
    > sevgiyle kalın,

    > Serdar Erler CE85,
    > http://www.aysegulerlercatering.com
    > info@aysegulerlercatering.com

    • 8 nlty2000 21 Kas 2009, 08:59

      Çelişkiler dünyası…
      Bir yemek fabrikası sahibinin bunları yazması çok tuhaf. Yemek fabrikaları burada bahsedilen ucuz hileleri kullanmadan ayakta kalabilir mi bilmiyorum. Gıda mühendislerinden bir şey beklenmemeli. “Gıda”yı “mühendislik” kavramıyla çarpıştırırsanız ortaya iyi ürünler çıkmaz elbette. Mühendislik zaten ucuza, kolaya kaçma bilimidir?
      GDO ne ki diyemeyiz. Basın konuyu işlemeye başladığından beri beni en çok insanların olayı bir temiz gıda problemi gibi görmesi oldu. Temiz gıdadan çok ötedir konu, tarım yapmaya devam edip edememekle, açlıktan ölmek ya da hayatta kalmakla ilgili. GDO’nun amacı para değildir. Tıpkı domuz gribi aşısının amacının para olmadığı gibi. Bunlar Neo-Con’ların, CIA’ların, Rockefeller’ların, Rothschild’lerin, Creme de la creme’lerin nüfus azaltma çabaları. Yani şu anda bir savaşın içindeyiz. Bize durmadan saldırıyorlar. Biz savaşta olduğumuza inanmadığımız sürece direnmemiz mümkün değil. Tıpkı köle olduğunun farkında olmayan insanların kurtulmasının mümkün olmadığı gibi. Bana bir tarafınızla gülebilirsiniz elbette. Bu sadece sizin uyuduğunuzu gösterir. Uyandığınızda bana hak vereceksiniz ama artık çok geç olacak bayım.
      Biyoteknoloji şirketleri çok güçlü, her ülkede işbirlikçiler buluyorlar. O işbirlikçiler orada oturdukça kendimizi savunmamız mümkün değil. GDO tutmazsa aşı var, o da tutmazsa kimbilir ne var? Kuzu gibi bekleyecek miyiz?


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s





%d blogcu bunu beğendi: