“The Age Of Stupid” belgeseli hakkında

age-of-stupid

İklim değişikliği ve beraberinde getirdiği sorunlar hakkında bir belgesel film daha…

Filmi izlemeden önce isminden dolayı “acaba bir avuç elitin günahını bütün dünya halkına yüklemenin yollarını arayan bir belgesel daha mı” diye şüphelenmiştim. Ne yazık ki şüphelerimde yanılmış sayılmam. Filmin sonuna doğru acı bakla ağızdan çıkıyor. Ulus devletlerin egemenliğine son vermek amacıyla 20.yy’ın ortalarında kurulmuş bir teşkilat olan BM’nin iklim değişikliğine karşı Kyoto ile başlattığı küresel enerji kotası planı, kurtarıcı bir melekmiş gibi sunuluyor. Güya plana göre önce ABD, sonra Avrupa enerji tüketimini azaltırken gelişmemiş ülkeler artıracak, 2035’te mutlak eşitlik sağlanacak, 2065’e kadar son fosil yakıt kaynaklarını da kardeş kardeş paylaşacağız ve iklim değişikliğini de çözmüş olacağız. Çocuklara masallar… Dünyanın dört bir yanını silahlarıyla sarmış olmakla kalmayıp, gözümüzün önünde bu silahları ateşleyerek petrol kaynaklarını garantiye almaya çalışan ABD’nin, yalakası ve yardakçısı AB’nin bu plana nasıl razı olacağını biri bana izah etsin.

Clipboard

Plana göre güya yaptığınız seyahatler, evinizde kullandığınız elektrik, satın aldığınız sanayi ürünleri vb. hayatta yaptığınız her eylemin bir karbon karşılığı olacak. Zengin fakir gözetmeksizin herkese aynı kota tanınacağı için herkes aynı miktar enerji harcayıp aynı miktar CO2 salımı yapacak. Aklınız kesti mi? Puanların devletler arasında olduğu gibi serbestçe satılabiliyor olması bu sistemi komünizmden farklı kılar mı? Hanları, hamamları olan bir işadamının fakirlerden satın aldığı kota ile uçağa bineceğine, Ekvador’dan ithal edilen muzları yiyeceğine, iki ev fiyatına satılan lüks arabasını kullanacağına inanıyor musunuz? Dünya böyle bir yer değil ki? Devletleri bizzat şirketlerin, zenginlerin yönettiği de aynı filmde telaffuz ediliyor. Bizi yönettiğini bildiğimiz adamların kaynakları bizimle kardeşçe paylaşmaya razı olacağına mı inanalım şimdi?

Planın bir diğer açmazı, enerji tüketiminin ya da karbon emisyonunun nasıl ölçüleceği. Kurulu üretim ve tüketim düzeni o kadar karmaşık ki, nasıl ölçersek ölçelim yeterince adil olmayacaktır. Örneğin petrol A ülkesinde çıkarılıyor, B ülkesinde rafine ediliyor, ara madde C ülkesinde işlenerek plastik oyuncak yapılıyor. Bu oyuncak D ülkesinde satılıyor, çöpe atılıyor. Çöp bir E ülkesine götürülüyor. Diyelim oyuncak çöpten ayıklanıyor ve tekrar satılıyor. Şimdi bu oyuncağın ikinci alıcısı için düşülecek karbon puanını hesaplayın bakalım. Ya da birinci alıcısı için… Hangi ülkenin hesabına ne yazılacak? Nakliye için harcanan enerji nasıl hesaplanacak? Satın aldığınız otomobil üretilirken ne kadar enerji harcandığını biliyor musunuz? Üreticisi bile bilmiyor, emin olun. Parçaların üretildiği yüz ayrı fabrika, bu yüz fabrikanın hammaddesini tedarik eden yüz fabrika daha, bu iki yüz fabrikanın enerjisini yirmi farklı yöntemle temin eden binlerce enerji santrali… Örgünün karmaşıklığının farkında mısınız? Bir otomobilin üretilmesi için harcanan fosil yakıt enerjisini hesaplayamıyoruz. Hesaplamak bile yetmeyecek, her aşaması, fabrikanın her tedarikçisi için ayrı ayrı hesaplamak ve paylaştırmak gerekecek. Zincir nereye kadar gidecek? Demir madenine kadar. Toprağın altından demiri çıkarmanın karbon karşılığı nedir? Petrol eşdeğeri mi? Peki petrolü toprağın altından çıkarmanın karbon eşdeğeri nedir? Gaia’ya ya da Tabiat Ana’ya da bir karbon karnesi verilecek mi? Sistemin adil biçimde işlemesi gerek toplum ölçeğinde, gerek diplomatik ölçekte mümkün değildir.

Üstü örtülü olan plan ise şudur: Eli sopalı zorba devletler sıradan vatandaşı hiç bitmeyecek seferberlik koşullarında yaşamaya zorlayacak, “karbon karnesi” adı altında enerji karnesi verecek. Her toplumun eliti yine enerji-yoğun, ziyankar hayatlarını yaşamaya devam edecekler. Alt tabakanın pastadan aldığı pay her geçen gün azalacak. Sonra bu fakir yığınlar da çok olacak, “bu kadar insana enerji mi yetişir canım” denecek, onlardan ilelebet kurtulmanın yolları aranacak. ABD kendi halkından ilelebet kurtulmanın planlarını, yatırımlarını yapmaya başladı bile. Sıranın bize gelmesini mi bekliyoruz?

Ezcümle filmde verilen mesaj şu: Biz küresel tiranlar bütün dünya halklarını kapsayacak bir karne sistemi tasarlıyoruz. İçeceğiniz sudan ayağınıza giyeceğiniz ayakkabıya kadar her şeyi size hükümetiniz adil bir şekilde verecek(artık hükümetiniz ne kadar adilse), siz sesinizi çıkarmayacaksınız. (Tabi arada kendine yeten bir hayat kurabilenlerini olacaktır ama bu kurunun yanında yaş da yanacak, bu radikal grupların başını da o karambolde ezeceğiz.) Bunu yapmazsanız buzullar eriyecek, her yeri su basacak, fırtınalar kopacak, hepiniz öleceksiniz. İtaat edin, biat edin…

Bize düşen filmde tekrarlanan gerçeklere zihnimizi kapamamak ve fakat gereğini yapmak. Gereği de kesinlikle bahsedilen küresel karbon planlarına destek vermek değil, bölgesel sürdürülebilirliğe yatırım yapmaktır. Çünkü Kyoto ile başlayan sözümona sürecin adil bir şekilde ilerleme olasılığı yok gibi. Kendine yeten bir hayatı nasıl kuracağımızı düşünmek, tartışmak, hatta örneklendirmek ve fakat bu dahi yeterli olmayacağı için hayal ettiğimiz bu düşük karbon ya da sıfır karbon hayatını başlamadan bitirme amaçlı uluslararası ve ulusal hükümet planlarına şimdiden direnmektir. Çok mu karışık oldu? E başımıza örülmeye çalışan çorap çok karışık, direniş de elbette karışık olacak…

Filmden diğer notlar:

  • Filmde İngiliz bir aile CO2 emisyonunu azaltmaya çalışıyor. Bunun için otomobil kullanımını kısıtlamaya, uçağa binmeyi tamamen bırakmaya karar veriyorlar. Kabul etmeliyiz ki bu tür kişisel karbon duyarlılığı vicdanları rahatlatmak dışında pek işe yaramayacak. Damlaya damlaya göl olur diyebilirsiniz ama yaratılan sera gazı emisyonunun, doğa kıyımının büyük çoğunluğunun kişisel tüketimden kaynaklanmadığını, dahası bunlara müdahale etmenin tüketicinin ve vatandaşın kontrolünün neredeyse tamamen dışında olduğu hakkında ipuçları yine aynı filmde var. Örneğin bir petrol pompa istasyonunda yanıcı petrol gazının ayrı bir yatırım gerektirdiği için pompalanamadığı ve yakıldığı gösteriliyor. Bu alevler büyük miktarda enerjiyi ziyan etmesinin yanında milyonlarca evin yaydığına eşdeğer sera gazı yayıyor.
  • Sıcaklık artışının 2015’e kadar durması gerektiği söyleniyor. Bana göre bu hedefe ulaşmanın tek yolu savaşmak gibi gözüküyor. Savaşlar fabrika, enerji santrali, taşıtlar gibi birçok CO2 kaynağını en azından uzunca bir süre yok edecek. CO2’yi üreten insanların eylemleri olduğuna göre insan sayısının azalması da bunu sağlayabilir. Bu şaka değil. Sadece sesli düşünüyorum. Savaşalım ve dertlerimiz bitsin demiyorum. Bilakis bir 3. dünya savaşının göstere göstere yaklaşmakta olduğunu daha önce yazmıştım. Elbette savaş küresel ısınmayı, daha doğrusu doğanın yok oluşunu hızlandıracaktır. Çünkü modern savaşlar bir şeyleri yok etmek üzerine kuruludur. Enerji harcanarak, CO2 yayarak üretilmiş bir şeyleri yok etmek ve yenisinin yapılması ihtiyacını ortaya çıkarmak sanırım bankalardan başka kimseye fayda sağlamayacaktır. Savaşta kullanmak üzere ürettiğiniz silahlar ve bombalar da bizatihi kendini yok etmesi amacıyla üretilmiştir. Kulağa pek “sürdürülebilir” ya da “çevreci” gelmiyor.
  • Filmde sözü edilen dikkate değer bir konu da resource curse denen doğal kaynakların bölge halkına yarar sağlamaması, bilakis zarar vermesi durumu. Bir petrol ülkesi olan Nijerya’daki benzin kuyrukları çarpıcı. “Türkiye’de petrol var, çıkarmamıza izin vermiyorlar” diyen zurnacıların bu bölümü özellikle dikkatle izlemesini, dinlemesini tavsiye ediyorum. Petrol, altın, elmas gibi çok para eden zenginlikler o ülkenin daha da sefilleşmesine yol açıyor, çünkü hükümetler bütün vakit ve enerjilerini bu değerlerin bölüşülmesi üzerine harcıyor, halkı unutuyor. Daha açık (ve rahatsız edici) ifadeyle, bu ülkelerde yönetim mekanizması kamu hizmetine değil, kazancın bölüşülmesine hizmet eder hale geliyor. Bu kelimeler nedense bizim ülkemizi hatırlatıyor değil mi? Petrolümüz olmamasına rağmen! Üzerinde düşünmeye değer.
  • Yönetimden ve hükümetlerden söz açılmışken, gösteri, kampanya yapıp filmde ima edildiği gibi hükümetleri iklim değişikliğine karşı önlem almaya zorlamak yerine, işlemediği bariz olan bu yönetim sistemini değiştirmeye neden kimse kafa yormuyor? İklim değişikliği acil önlem alınması gereken kriz konularından sadece biri. Önümüzde dağ gibi duran gıda sorunları var, genetiği değiştirilmiş gıdalar, susuzluk, tarım toprağı erozyonu, enerji sorunu var. İfade özgürlüğünün kısıtlanması, iletişimin sansürlenmesi, NATO, sonsuz devlet borcu gibi küresel sorunlarımız var. Bütün bunları mevcut politikayı ve anayasaları değiştirmeden, sokaklara dökülerek, kamuoyu yaratarak aşacağımıza samimi olarak inanıyor musunuz?
Reklamlar

6 Responses to ““The Age Of Stupid” belgeseli hakkında”


  1. 1 Uğur1 03 Eki 2009, 14:37

    Tek çaremiz var, bireysel ya da ufak çaplı topluluk ölçeğinde sürdürülebilir bir yaşam alanı kurmak ve burada yaşamaya alışmak, oluşacak kaostan uzak durmak, yapılabiliyorsa çevreyi ve hükümeti de sürdürülebilir politikalara ikna etmek.. İlk 2si mümkün gözüküyor fakat 3.sü maalesef imkansız gibi..

  2. 2 hakan 13 Eki 2009, 20:37

    Merhaba, bu söylediklerinize katiliyorum. Sürdürülebilir yasam alani için ivedilikle ve de acilen harekete geçilmesinden yanayim.Kuzey Ege, Kazdaglari civarinda, Izmir Ödemis-Birgi-Menemen dolaylari, Antalya-Kemer Ulupinar, Fethiye-Saklikent-Gömbe ve Uçarsu yaylalarinda ve de yazamadigim biçok yer var.Amaç izole olmak degil ama fiziksel, zihinsel ve psikolojik karmasalardan en az minimum etkilenecek yerlerde bulunmak.. Valla bu konuda dünyanin biçok ülkesinde sürdürülebilir yasam alani için arazi alip yerlesenlerin oldugunu biliyorum.
    (devam edecegim)
    Kolayliklar dilerim.

  3. 3 sahin 08 Ara 2009, 00:20

    Saydığınız bölgeler bana çok komik geldi:))
    Olası savaş varyasyonlarını, kıtlık ve göç yollarını, kalabalık şehirlerin yakınlarını, arazi yapısı ve hava kirliliğini hiç düşünmemiş gibisiniz. İstanbulun havası bütün marmarayı ve çevresini kirletiyor. Saydığınız yerlerde su kıtlığı çoktan başladı bile. Hava akımları ve otobanları, çevredeki diğer sanayi şehirlerinide saymamız gerekmiyormu? Hem oralarda bir tepeyi aşınca hemen bir köye rastlarsınız.
    Ben bu konuyla ilgili epey çalışma yaptım, böyle bir komün için bazı kişilerle birleşmek, birlikte hareket etmek üzereyiz. Sadece iklim, bitki örtüsü, hava akımları, rakım ve aklınıza gelebilecek bir çok şeyin dışında böyle bir toplumun işleyiş tarzı üerinde de kafa yoruyorum.
    Sanırım tek ortak olmayan noktamız, izole olmak. Tamamen izole olmazsanız, yine bu çarkın içinde kalırsınız.
    Böyle bir köy olsaydı siz herşeyi bırakıp gelebilirmiydiniz?

  4. 4 Onur 29 Kas 2014, 20:02

    tüm dünyada kaos yaşanırken, petrol bitmiş savaşlar çıkmış, kıtlıktan insanlar kırılırken sizler küçük barışçıl komünlerinizde saz çalıp dans edecek özgürlüğü bulabilecek misiniz? Dünya o fırsatı şansı size verecek mi? İlla ucundan kenarından o komünleri etkileyecek, dağıtacak, el koyacak belki karşı konulamaz göçlerle karşılaşacaktır.
    Hükümetleri hiç bir konuya razı edemezsiniz, hükümet denilen olgu, dünyada işleyen mevcut para akım mekanizmasının çıkarlarına aykırı hareket edemez.
    Çözüm hep yerleşik yaşam formlarında aranıyor alışkın olduğumuz haliyle. Yerleşik yaşamda kimseyi veya topluluğu rahat bırakmazlar, yaşatmazlar öyle bir kaos ortamında.
    Doğada yaşamayı öğrenmek, basit barınaklar yapmak, su kaynaklarına yakın yerlerde olmak yada su bulmayı öğrenmek, yani bir nevi avcı-toplayıcı yaşamı taklit etmeyi öğrenmek hayatta kalabilmenin en geçerli yolu görünüyor. göçebe ve kanaatkar bir yaşam sürmek, esnek olmayı gerektirir ve değişen şartlara anında uyum sağlamayı, kaçabilmeyi kolaylaştırır.
    Bu amaçla, gördüğünüz her boş alana meyve ağaçları, sebzeler, yenilebilir bitkiler dikmek ilerisi için gerekli besinleri sağlayacaktır. Özellikle fındık, ceviz, badem gibi insanın asıl ve en temel besin kaynakları olan kuruyemişler en önemli grup.
    Uygarlık çöktükten sonra avcı-toplayıcı yaşamda görüşmek üzere…

    3. Dünya savaşını bilmem ama 4. Dünya savaşı taşlar ve sopalarla olacaktır. – Einstein


  1. 1 The Age of Stupid Aptallık Çağı | GÜNEŞİN TAM İÇİNDE - Sarışın Site 08 Eki 2009, 10:39 yazısı için Geri İzleme tarafından yapılan yorum
  2. 2 The Age Of Stupid - Sibel Atasoy 27 Eki 2009, 08:45 yazısı için Geri İzleme tarafından yapılan yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s





%d blogcu bunu beğendi: