Para

“Kağıt para eninde sonunda gerçek değerine döner. Sıfıra.”
-Voltaire, 1729

“Lenin haklıydı. Toplum düzenini yok etmenin en emin, en etkili, en kurnaz yolu para birimini saptırmaktır.”
-John Maynard Keynes

Paranın, ilk kullananlar olduklarını tahmin ettiğimiz Lidyalılar zamanından bir kaç asır öncesine kadar ifade ettiği anlamla, son asırlarda, hele hele günümüzde ifade ettiği anlam arasında hiç bir ilgi ve yakınlık yoktur. Bugün para bambaşka bir kavram haline gelmiş durumda. Para artık bir değişim aracı değil. Sahip olduğu idda edilen üç özelliğe de sahip değil. Bu durumu Kesişen Yollar yazımda anlatmıştım. Para kavramı tanınmayacak hale geldi. Dahası, bugün insanlığın rasyonaliteyle, analitik düşünceyle arasında duran en büyük engel oldu.

IMF, Dünya Bankası, BIS, DTÖ, merkez bankaları gibi kuruluşlar bugün bankacılık elitinin güç ve hakimiyetlerini artırmaya hizmet eden komplolardan başka bir şey değildir. Durmadan karmaşık kavramlar ve özel bir jargonla kafamızı karıştıran ekonomistler bizim, yani sıradan insanların ekonomiye burnunu sokmamasını ve “gereğinden” fazlasını öğrenmemesini telkin etmekteler. Hayattaki her hareketimizi yönlendiren para ve onu kontrol eden mekanizmalar yüzünden, bugün para insanlara hizmet eder durumdan çıktı, onları kendi kölesi haline getirdi.

Paranın kısa tarihi

Kağıt paranın ortaya çıkışı ortaçağ Avrupa’sında başlar. Altın para taşımak ve saklamak zor olduğundan bazı sarraflar sertifika karşılığı altınları emanet etme hizmeti vermeye başladı. Bu nedenle kendilerine para değiştirici dendi. Bunun yaygınlaşması sonucu insanlar altınlar yerine doğrudan sertifika alış verişi yapmaya başladılar. Çoğu insanın altınını geri istemediğini farkeden sarraflar hile yapmakta gecikmedi. Karşılıksız sertifika bastılar. Karşılıksız basılan sertifikalar sarrafların hızlı bir biçimde zenginleşmelerine ve daha çok borç verebilmelerine olanak sağladı.

MS 12.yy’da İngiltere kralı I.Henry krallığı sarrafların hilelerinden ve spekülasyonlarından korumak amacıyla ağaç dallarından yontulmuş çubukları(Talley sticks) para olarak kullanmaya başladı. Hazine bu para ile hazine borçlandığı gibi, bunları vergi olarak da kabul ediyordu. Sahteciliği engellemek için üretilen her çubuğun yarısı hazinede saklı kalıyordu. Bu çubuklar 19.yy’a kadar başarıyla kullanıldı. Kraliçe I.Elizabeth 16.yy’da kendi adına para basarak sarrafların etkisini azalttı. Bu durum 1642’deki ihtilale kadar sürdü. İhtilal sonrası tekrar güç kazanan sarraflar sonraki 50 yıllık dönemde İmparatorluğun sonu gelmeyen savaşlar nedeniyle borçlanması sayesinde palazlanıp politik arenada iyice yerleştiler.

Bank of England

Nitekim 1694’te para basma yetkisi tamamen özel bir banka olan Bank of England’a verildi. Kulağa resmi kurum gibi gelmesi için bankaya “İngiltere Bankası” adı verildi. Bankaya rezervindeki altının bir kaç katı kadar para basma yetkisi verildi. Bu, kısmi rezerv bankacılığının ilk uygulamasıdır. Yani önceki yüzyıllarda sarrafların yaptığı hilenin yasal hale getirilmesinden başka bir şey değildir. Dünyanın diğer merkez bankaları da (TCMB dahil) BOE örnek alınarak kurulmuştur.

FED

“Amerikan halkı özel bankalara para basma yetkisi verirse, önce enflasyon, sonra deflasyonla bankalar onu bütün mülklerinden yoksun bırakacaktır. Çocukları, atalarının fethettiği ülkede evsiz olarak uyanacaklardır.”
-Thomas Jefferson

“Ülkemizin 30 milyon dolar bono basabileceğini ama 30 milyon dolar para basamayacağını söylemek absürddür. Her ikisi de ödeme garantisidir, ama bir garanti tefecileri şişmanlatırken diğeri halka yardım eder.”
-Thomas Edison

Amerika’nın merkez bankası öyküsü vatanseverlerle yağmacıların epik ve trajik bir mücadelesini anlatır. ABD merkez bankası FED’in kuruluşu öncesinde First National Bank, Second National Bank isimleriyle iki özel mülkiyetli merkez bankası girişimi olduysa da vatansever devlet adamları tarafından engellenmiş ve kaldırılmışlardı. İç savaş sırasında borçları ödeyebilmek başkan Lincoln tamamen karşılıksız olan “greenback” dolarları basarak merkez bankası olmadan da işlerin yürüyebildiğini göstermişti. ABD’nin sonsuz görünen doğal kaynakları ve büyük işgücüyle ağızları sulanan bankerler insanları bir merkez bankasının gerekliliğine ikna etmek ve ülkeyi hakimiyet altına alabilmek için 1907’de kasıtlı olarak kriz çıkardılar. 1913’te bankerler tarafından finanse edilen başkan Wilson döneminde, bankerlerle gizli anlaşmalar yapan kongre üyeleri sayesinde ülkenin büyük özel bankaların birlikte merkez bankası yetkilerini devralmalarına hükmeden Federal Reserve yasası çıkarıldı. Yine devlete ait olduğu izlenimini vermek için Federal ismi özenle seçildi. İlginç ki, aynı yıllarda ABD vatandaşlarının federal hükümete gelir vergisi ödemesini gerektiren anayasa değişikliği yapıldı. 1930 bunalımı da FED tarafından tasarlanıp yaratılmıştır. Merkez bankalarının iddia edildiği gibi son sığınılacak liman olma ve istikrar sağlama özelliklerine sahip olmadığı daha bu yıllarda kanıtlanmıştır. 1933’te çıkarılan yasayla ABD halkının elindeki altını hazineye satması mecbur tutuldu. Bu tarihten sonra altının fiyatı 35 dolara sabitlendi.

Bretton-Woods

2. dünya savaşına girmek için zorla bahane yaratan ABD, savaşan Avrupa ülkelerine altınla borç vererek önemli bir avantaj elde etti. 1944’te gelişmiş kapitalist ülkelerin katıldığı Bretton-Woods anlaşması ile ABD ekonomisinin ve dış ticaretinin büyüklüğünden ötürü dolar uluslararası para birimi olarak kabul edildi. Yabancı ülkeler ellerindeki dolar rezervlerini sabit fiyattan FED’in elindeki altınlarla değiştirebilecekti. Elindeki doları getiren de altın alabilecekti. Her ülkenin parasının değeri sabitti. Ancak FED’in dolar arzını denetleyen yoktu. Yani FED’in dünya piyasalarına sürdüğü dolara karşılık gelen altını zamanla azalabilirdi. Nitekim Vietnam savaşı yıllarında Fransa durumdan endişelendi ve elindeki dolarları altına çevirmeye başladı. Altın rezervinin tükenmeye yüz tutması üzerine 1971’de başkan Nixon ABD’nin ekonomik ve askeri gücüne güvenerek anlaşmayı tek taraflı olarak bozdu. Artık dolar rezervleri altınla değiştirilemeyecekti. Şimdi dolar arzını ölçüsüzce artırmanın önünde hiç bir engel kalmamıştı. Ölçüsüzce dememin nedeni aşağıdaki grafikte.

Grafik 1949~2004 arası ABD borcunu gösteriyor. Önceki bölümlerde gördüğümüz grafiklere benzerliği dikkatinizi çekmiştir. Grafiğin köşesi tam da 1971 sonrasına denk geliyor. G.W. Bush göreve geldikten sonra grafiğin neredeyse dik bir tırmanışa geçtiği açıkça görülüyor. Bu grafik borç grafiği ama önceki yazımda anlattığım gibi, para arzı aslında borç, borç da para arzı demek olduğu için iki grafiğin örtüşmesi bizi şaşırtmamalı.

Grafiğin devamını merak ediyor musunuz? FED M3 verisini artık yayınlamıyor...

Grafiğin devamını merak ediyor musunuz? FED M3 verisini artık yayınlamıyor...

Petro-dolar döngüsü

1960’larda vietnam savaşı, uzay yarışı ve hızlı silahlanma sonucu ABD’nin kamu harcamaları kontrol dışına çıktı. Fransa başta olmak üzere batı ülkelerinin dolara olan güveninin azalması sonucu rezervlerini altınla değiştirme taleplerinin artması ve petrol krizinin de zorlaması sonucunda ABD 1971’de anlaşmayı tek taraflı olarak bozdu. Daha sonra Reagan döneminde hazinede tek bir gram altının olmadığı ortaya çıkacaktı. Bu tarihten sonra doların bir karşılığı kalmadı. Hegemonyasını kullanan ABD OPEC ülkelerini dolarla petrol satmaya ikne etti. Böylece petrol ithal etmek isteyen her ülkenin dolar rezervine ihtiyacı olması garanti altına alındı. Karşılıksız dolar basımı katlanarak arttı. ABD, ithal ettiği ürünlere FED’in sıfır maliyetle yoktan var ettiği dolarları ödedi. Bu şekilde gerçek enflasyon rakamları resmi istatistiklerde gözükmemektedir. Yani bu yöntemle ABD sıfır ihracatla dünyanın her yerinden istediği kadar mal alıp karşılığında değersiz kağıtlar verebilirdi. Diğer ülkeler de petrol almaya devam edebilmek için ihracatlarının bir bölümünü dolar karşılığı yapmaya devam ettiler. Paralarının değer kazanıp ihracattaki avantajlarını kaybetmemek için de rezervlerini düzenli olarak arttırdılar. Böylece bütün dünya arkasında hiç bir değer olmayan dolarla doldu taştı. Dış ticaret fazlası veren Çin gibi ülkeler biriken dolarlarla ABD tahvili aldı. Yani bir ödeme garantisini aynı statüde diğer bir ödeme garantisiyle değiştirdiler. Her ikisinin de aslında hiç bir değeri olmadığını bilen ülkeler son yıllarda artan bir hızda rezervlerini varlıklara çeviriyorlar. Yani ABD şirketlerini, ABD’nin ve diğer ülkelerin mülklerini satın alıyorlar. Şimdi durum böyleyken TCMB’nin dolar rezervlerinin artması söylenildiği gibi bir başarı ölçüsü müdür, siz yorumlayın.

TCMB

TCMB özelleştirme listesinde olduğu için yakında tamamen özel şirket olacak. Yoktan para var ederek borç verme, borcun faizini tahsil etme işlemlerini hükümet denetiminden tamamen uzak, bağımsız bir şirketin yürüttüğünü düşünün…

Bankanın tarihine internet sitesinden ulaşabilirsiniz. TCMB hisselerinin bir kısmı devlete ait. Büyük kısmı ise özel şirketlere ve şahıslara ait. Hisselerin tamamı devlete ait olsa idi TCMB kar elde etmek zorunda olan bir şirket olmaz, kamu hizmeti yapan bir kurum olurdu. Hazine bonosu satın alırken bastığı para aslında hükümetin kendi bastığı para olurdu. Daha doğrusu bildiğimiz anlamda hazine bonosuna gerek olmazdı. TCMB’nin kurulduğu yıllarda devletin yeterli kaynağı olmadığı için karma çözüme gidilmiş. Daha sonra zenginleşen devlet hisselerin tümünü üzerine almamış. Almadığı gibi önümüzdeki yıllarda elinde olan hisseleri de satmak üzere.

Faiz ve Enflasyon

0 yılında 1/10 ons altınınızı %4 faizle bankaya yatrısaydınız, 2000 yılında altınınızın ağırlığı dünyanın toplam ağırlığının 317 katı olacaktı. Bu örnek bile faizin sürdürülemeyen, gerçek dünyayla örtüşmeyen bir olgu olduğunu kanıtlamaya yeter.

Faizin ortaya çıkışı, onu kesin hükümlerle men eden İncil ve Kuran’dan çok öncesine dayanıyor. MÖ 200 yıllarında Roma’nın başı tefeci sarraflarla dertteydi. Faizi kısmen yasaklayarak ve arazi sahipliğini 500 dönümle kısıtlayarak sarrafları kontrol altına almaya çalışan iki imparator da idam edildi. MÖ 48 yıllarında Jül Sezar kendi adına altın sikke bastı. Sezar’ın ölümüyle sarraflar sahte para üretmek, parayı eritip içine başka metaller karıştırmak gibi hilelere başvurdu. Roma altınına güven azaldı. Faiz yükseldi. Vergiler arttı. Bütün bunlar Roma’nın çöküşüne zemin hazırladı.

Enflasyonun fiyatların artması olduğu tanımı yanlıştır. Enflasyon dolaşımadaki paranın mal ve hizmetlere kıyasla artması, yani birim paranın değerinin düşmesidir. Türkiye’de 19.yy’ın ikinci yarısına kadar altın ve gümüş sikkeler para olarak kullanılıyordu. Enflasyon pratik olarak sıfırdı. İlk paranın basıldığı 14.yy’da kazandığınız altınları onyedi nesil sonra harcayabilirdiniz. Hatta Selçuklu döneminde kazandığınız altın sikkeleri, sikke olarak değerleri olmasa bile yüksek saflıkta altın olmalarından dolayı yüzyıllar sonra kullanabilirdiniz. Bu durum kağıt paraların dolaşıma sokulduğu son iki yüzyıla kadar dünyanın her yerinde böyleydi. Dünyada enflasyonun ortaya çıkışı -daha doğrusu süreklilik kazanan, kanıksanan bir olgu oluşu- kağıt parada birebir altın karşılığı ilkesi terk edilmesinden sonra, yani 20. yüzyılda vuku bulmuştur.

Ekonomik krizler gibi, enflasyonun varlığı da bir tercihtir, kaçınılmaz bir doğa olayı değil. Büyümeyi teşvik etme sürecinin sonucudur. Hatırlayın, büyüme, emisyon ve faiz demek, emisyon ve faiz ise kaynakları kapitalistlere aktaran pompaydı…

Özet

Buraya kadar çok kısaltarak ve özetleyerek anlattığım paranın evrimi öyküsünden çıkarabildiğimiz kavramları ve gerçekleri kısa kısa yazarak olayı netleştirmek istiyorum. Amerikan ekonomisinin dünya ekonomisinin önemli bir kısmını oluşturuğu, her para biriminin kaderinin dolara bağlı olduğunu, hiç bir para biriminin karşılığı olmadığı gerçeklerini hatırınızda tutarsanız Amerika merkezli bu gelişmelerin aslında bütün dünyayı ilgilendirdiğini takdir edersiniz.

  • Merkez bankaları asırlar önce sarrafların yaptıkları hilenin ve hırsızlığın yasallaşmış halidir. Kısmi rezerv bankacılığının kalpazanlıktan hiç bir farkı yoktur. Bir banka hissedarı sadece yasalar size değil, ama bankaya para basma yetkisi verdiği için para kazanmaktadır.
  • Bankalar faiz varsa vardır. Faizsiz banka, bankasız faiz olmaz. Faiz var olduğu sürece paranın altın ya da gümüş karşılığı olması sistemin adaletsiz olmasını engellemez. Paranın karşılıksız olması sadece durumu daha da kötüleştirir.
  • ABD’nin yaptığı ithalatların maliyeti yoktur. Parayı basan hazine değil, FED olduğu için dünyaya yayılan her bir dolar faiz yoluyla FED’i zengin etmektedir, ABD halkını ise borçlandırmaktadır. Aynı şekilde, her devletin borcu bankaların karı olurken, halkın geleceğine konan ipotektir.
  • Bretton-Woods, IMF, serbest kur rejimi… bu düzenlemelerin tamamı bankerlere hizmet eder ve dünya halklarını köleleştirir.
  • Bankacılık, parayı kullanarak dünyanın bütün varlıklarının bankanın eline geçmesi sürecidir. Banka, üreten ve doğayı işleyen işgücünün asalağıdır. İlişkilere kurallarını kendinin koyduğu parayı sokarak oturduğu yerden varlıkları mülkiyetine geçirir.

Para bugün bir kaç yüzyıl önce ifade ettiğinden çok farklı bir anlam ifade ediyor. Para artık değişim aracı değil, borç senedidir. Hayatımızdaki her şeyin para cinsinden ifadesi var, canımızın bile. Sürdürmemizi telkin ettikleri hayat bu. Canımızın bile para karşılığı varsa, paraya tapındığımızı söylemek yanlış olur mu? Parayı icat edenler, para değiştiriciler, sarraflar, bankerler -adına ne derseniz deyin- sonuçta bize tapınmamız için bir put yapıp önümüze koymuş olmadılar mı? Kim, nerede, nasıl bir alışveriş yaparsa yapsın, bilerek ya da bilmeyerek alışverişten bu adamlara pay ödüyor. Hiç kimseye hesap vermeyen bu adamların istedikleri gibi kalem oynatıp nerede, hangi şartlarda yaşayacağımıza, ne kadar kazanıp hangi mal ve hizmetleri satın alacağımıza, kaç yaşına emekli olacağımıza, çocuğumuzu hangi okula göndereceğimize, hatta askerlerimizi hangi cepheye yollayacağımıza karar verdiklerini görebiliyor musunuz? Hayatımızı paranın etkisinden ne kadar kurtarırsak, o kadar özgürleşiriz.

Kaynaklar:
Dünyayı ve %5’ini İstiyorum – Her yaştan insanın anlayacağı dilde para, banka ve faizin kısa öyküsü. Türkçe.
Money Masters
Money Banking and The Federal Reserve
Iraq, Iran and The End of Petrodollar, Bülent Gökay
The Creature From Jekyll Island, Edward Griffin
Petrodolar döngüsü, Ekşi Sözlük
FED Comics. FED’in eğitici çizgi roman serisi. Ücretsiz basılı kopya sipariş edilebiliyor.
Reklamlar

4 Responses to “Para”


  1. 1 Salih Güler 20 Ağu 2009, 12:23

    Bu konulara uzak olan ya da kıyısından köşesinden dolanan insanların,bu konuyu anlayabileceği bir dille,dünya çapında yapılan bir soygunu gayet yetkin bir şekilde anlattığı için çok çok sağolun. Belki de bu olayların içinde olanların bile farkına varamadığı bir çarkı anlaşılır hale getirmiştir,tarihi süreci de gözönüne sererek.

  2. 2 Alissa 01 Haz 2013, 22:40

    What’s up to every body, it’s my first pay
    a visit of this blog; this webpage contains awesome and actually excellent stuff for visitors.

  3. 3 Hasan üye 08 Ara 2016, 03:05

    Günde 10 saat internette dolanmama rağmen Bir internet sitesine ilk defa yorum yapiyorum.

    Beynimi yakıp kavuran paradokslara cevap oldu. Dünyada ayni şeyi düşünen tek ben değilmişim dedim. Süper ötesi bir yazı. Ama birseyi hala merak ediyorum. Para bir esyanin degeri ise degisim aracı ise bir uretim olduğunda yerine para basılması gerekmez mi? Burayi anlamadim. Sizinle sohbet etmek isterim. Cok cok cok sagolun.


  1. 1 Anonim 06 Tem 2010, 10:42 yazısı için Geri İzleme tarafından yapılan yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s





%d blogcu bunu beğendi: