İthalat, kredi, tüketim

Etrafta gördüğünüz her şey -yollar, barajlar, hastaneler, okullar, evler, arabalar- borçla alınmıştır. Bu varlıklara, cisimlere ne zaman yenisi eklense bilin ki yeni bir borç alındı. Zaten para dediğimiz şey para değildir, borç senedidir. Parayla satın aldığınızı sandığınız ürün ve hizmetler sizin ya da birilerinin borcunu ödeme taahhütü karşılığında alınmıştır. “Kalkındığımızı” sandığımız 1945 sonrası zaman diliminde sadece borçlanarak hayat standardımızı yükselttik. Ve bu borcu nasıl ödeyeceğimiz belli değil. Aslında hiç bir zaman kurtuluş savaşı sonrası ya da ikinci dünya savaşı sırasında olduğumuzdan daha zengin olmadık. Ama o zaman bağımsızlığımız vardı, şimdi o da yok. Daha da kötü durumdayız.Bu işin borçla ilgili kısmı. Bir de borçla yaptığınız harcama var. Kendinizin, çocuğunuzun, torununuzun geleceğini ipotek ederek neyi satın aldığınızı konuşalım. Doğrudan kredi kullanarak, yani görünen borçla, kişisel borçla…

Fabrika kurmak ya da tarlanıza su getirmek için değil de, tüketim için bankadan kredi aldığınızı düşünelim. Otomobil için, ev için, tatil için… Ben otomobil için kredi çektiğinizi varsayıyorum. Beğendiğiniz otomobil ithal olsun. Bu sadece, elzem olmayan olmayan ithal mallara bir örnek. Bu araba Türkiye’ye Turizm ve ihracat yoluyla kazanılmış döviz rezervi kullanılarak getirilir. Bu rezervlerin yeterli olması için de yukarıda bahsettiğim gibi ihracat ve ithalat dengesinin oluşması gerekir.

1923-2008 dış ticaret

1923-2008 dış ticaret

Bu grafiğe göre 1946’dan beri bu dengeden yoksunuz. Tıpkı kamu harcamaları – kamu gelirleri dengesinden uzun süredir yoksun olduğumuz gibi. Dahası, 2003’ten bu yana açığı dörde atlamışız. Siz ithal arabayı kendi kazandığınız liralarla satın alırsınız. İthalatçı bu liraları merkez bankasında dövize çevirir, yurt dışındaki fabrikaya döviz olarak öder. Merkez bankasında bütün ithalatları karşılayacak kadar döviz olmadığını biliyoruz. Peki açık nasıl kapatılır? Hazine bonosunda olduğu gibi, Türkiye dış piyasalara dövizle borçlanır. Hem de dünyanın en yüksek faiziyle. Dövizin piyasaya girdiği ikinci yol ise yabancı yatırım, yani yabancı şirketlerin ve bankaların ülkemizde varlık edinmesidir. Bu banka size krediyi veren banka da olabilir. Bu varlık, emlak da olabilir, bir şirket de olabilir, şirketin hisseleri de. Dövizle alacağı faiz düşükse parasını liraya çevirir, vade sonunda aldığı lirayı kur hala düşükse(yapay olarak düşük tutuluyorsa) dövize çevirir ve dünyanın en yüksek döviz getirisini elde etmiş olur. Sıcak para, yabancı yatırım diye dillere pelesenk edilen işte budur.

Şimdi dönelim sizin arabanıza. Arabanızı ülkemize getirip sizin kullanımınıza sunmanın topluma maliyetini öğrendiniz. Şimdi sıra bankaya borcunuzu ödemeye geldi. Ülkemizde bankaların yerlilik oranı giderek düşüyor. Ziraat Bankası, Merkez Bankası derken çok yakında yerli banka kalmayacak. Dolayısıyla size kredi veren bankanın yabancı olduğunu varsayıyorum. Satın aldığınız araba ile katma değer üretmeyeceksiniz, topluma hizmet etmeyecek ya da GSMH’yi artırmayacaksınız. Çünkü o bir üretim değil, tüketim aracı. Borcunuzu faiziyle geri ödemek için ise diğer harcamalarınızdan kısacaksınız – büyük çoğunlukla iç piyasada kalacak olan harcamalarınızı. Bankanın faiz topladıkları zaman ne olduğunu bankacılıkla ilgili yazımda açıklamıştım. Bankanız piyasadan sizin sayenizde daha fazla para çekmiş, varlığını artırmış olacak. Siz burada, Türkiye’de yaşadığınıza göre Türkiye’den para çekmiş ve Türkiye’deki varlıklarını artırmış olacak. Bu da çektiğiniz kredinin topluma maliyetidir. Toplam borç grafiklerinde son yıllarda gördüğümüz sıçramanın büyük kısmını otomobil, ev gibi tüketime yönelik krediler oluşturuyor.

Tıkla

Özetlersek:

1- Kullandığınız ithal malın döviz bedelini toplum olarak ödüyoruz: Arabanızın bedelinin bir kısmı Türkiye’deki kamu varlıklarıyla ya da özel varlıklarla ödeniyor.

2- Çektiğiniz kredinin bedelini toplum olarak ödüyoruz: Kredinin faizinin bir kısmı bankaya Türkiye’deki varlıklarla ödeniyor. Bu varlık nihayetinde toprak da olabilir. Hani şu uğruna milyonlarca vatandaşımızın kanını döktüğü toprak.

Siz arabanızın bedelini kendiniz ödediğinizi düşünüyordunuz, değil mi?

Kaynaklar:
www.tuik.gov.tr
http://www.tarim.gen.tr/tesbi/79.htm
http://www.dtm.gov.tr/dtmadmin/upload/EAD/KonjokturIzlemeDb/ulkyap.doc
Reklamlar

1 Response to “İthalat, kredi, tüketim”



  1. 1 Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı « Büyük Çöküş 15 Şub 2010, 18:46 yazısı için Geri İzleme tarafından yapılan yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s





%d blogcu bunu beğendi: