Earth 2100 Belgeseli Üzerine

earth2001Geçtiğimiz ay ABD televizyonu ABC‘de yayınlanan belgesel 90 yıl sonrasının dünyasını gözümüzde canlandırıyor. Fosil enerjinin tükenişi, gıda krizi, aşırı nüfusun ani olarak azalması, salgın hastalıklar, suç patlaması, savaş gibi bizi beklediği kesin olan olayları ABD izleyicisinin standartları gereği oldukça iyimser sayılabilecek bir şekilde anlatıyor. Bunların tahmin değil, köklü değişiklikler olmazsa gerçekleşmesi neredeyse kesin olaylar olduğuna vurgu yapılıyor. Yine de zaman zarfı oldukça uzun tutuluyor. Örneğin nüfusun 2050’ye kadar artmaya devam edeceği, bu noktadan sonra savaşların çıkacağı öngörülüyor.

Belgesel sözü edilmesi dahi çok çirkin kabul edilen bazı noktaları(şehirlerin yaşanamayacak kadar vahşetle dolacağını, su kuyruklarında insanların birbirini öldüreceğini, devletlerin durumu kontrol altına alabilmek için çaresizce şiddete başvuracağını, BM’nin uygulayacağı enerji(CO2) kotasını…) atlıyor. Ama zaten gerçeği bütün çıplaklığıyla söyleyecek kıyamet kopardı. İnsanlar gerçeğin yüzlerine çarpılmasını kaldıramıyorlar. İronik, çünkü meselelerin bu kadar kronikleşmesinin kökeninde yatan neden de tam olarak gerçeklere tahammül edemeyişimiz ve kendimize yalan söyleme huyumuz. Şu ve bu milletin özelliği değil, hepimiz bunu yapıyoruz. Bu belgeselin yazarı dahi bunu yapıyor. Elektrikli arabaların kullanılacağı, çiftçilerin her nasılsa bitkilerin gen havuzunu zenginleştirerek kuraklığa ve haşerelere dayanıklılığını artıracağı, koca koca şehirlerin “yeşil” enerjiyle beslenebileceğini varsayıyor. Bütün bu hikayeyi bu yıl doğan ve 2100 yılına kadar hayatta kalabilen bir kadının gözünden ve ağzından aktarıyor. Ve ilginç bir not: Yaşanan değişimlerin fark edemeyişimiz ya da anlam veremeyişimiz için yavaş ısıtılan suda piştiğinin farkında olmayan kurbağa örneği veriliyor. Tarihte benzer değişimleri algılayamadığı için çöken medeniyetler hatırlatılıyor:

  • Roma İmparatorluğu aşırı genişleyen topraklarını korumak için git gide büyüyen bir ordunun ihtiyaçlarını karşılayamaz hale gelmesi ve akabindeki ekonomik sıkıntı nedeniyle çöktü.
  • Aşırı nüfus ve ormansızlaşma Maya uygarlığının çöküşüne zemin hazırladı. Üst üste gelen kurak yıllar ve akabindeki hızlı nüfus azalması son darbeyi vurdu.
  • Paskalya Adası, adanın doğal kapasitesini görmekten aciz halkın hızlıca çoğalması sonucu açlık ve susuzluk nedeniyle ani bir nüfus düşüşüne sahne oldu. Adanın okyanusun ortasındaki yalnızlığının gezegenimizin uzaydaki yalnızlığına benzerliği düşündürücü.

Velhasıl film tehlikeyi bize açıkça gösteriyor ve yüzlerce kez tekrarlanan, ama hala kulak tıkadığımız şu GERÇEKleri yineliyor:

  • Nüfus artışı sürdürülebilir değildir. Bugünkü nüfus(6.7 milyar) yerkürenin taşıma gücünün üzerindedir. İstesek de istemesek de, doğal ya da yapay yollardan azalacaktır. Kalabalıklaşan yerleşim birimleri salgın hastalıkların, art(a)mayan doğal kaynaklara rağmen artan ülke nüfusları da savaşların, göç dalgalarının ortaya çıkmasını kolaylaştırmaktadır.
  • Günümüz uygarlığının bütün bileşenlerini(şehir hayatı, sanayi, su ve gıdaya erişim, ulaşım, eğitim, güvenlik, eğlence, hatta kanun ve düzen) ayakta ve işler halde tutan fosil yakıt enerjisidir. Fosil yakıtlar sonsuz değildir. Hiçbir yenilenebilir enerji bunun yerini dolduramayacaktır. Hayatın her alanında geri gidiş, ekonomide dramatik bir küçülme kaçınılmazdır. Yumuşak iniş ya da sert iniş yapmak bizim seçimimizdir.
  • Fosil yakıt kaynaklarına bağımlı ve sürdürülemez hale getirdiğimiz tarımı yeniden eski usul tarıma çevirmemiz hayati önem taşımaktadır. Yoğun enerji kullanımının yarattığı 20.yy endüstriyel tarımı, iş hayvanlarıyla birlikte kendine yeten küçük çiftçiyi, tarla bitkilerindeki genetik çeşitliliği ve dolayısıyla dayanıklılığı ve hepsinden önemlisi eskiye ait bilgi birikimini neredeyse yok etti. Eski usul tarım üretimine ve yerel tüketime şimdiden gönüllü olarak dönmeye başlamaz isek yakın gelecekte buna mecbur kalacağız. Seçim bizim.
  • İklim değişikliğine karşı doğaya daha fazla müdahale ederek mücadele etme umutları boşunadır. Sebebi ister biz olalım, ister doğal döngü, küresel ısınma ile ilgili yapabileceğimiz en iyi şey uyum sağlamaya çalışmaktır.

Belgeselde “çirkin” olduğu için söylenmeyen, konuyla ilgili bir çok entellektüelin de söylemekten kaçındığı gerçekleri de ben ekliyorum:

Demokrasi, insan hakları, paylaşım, hukukun üstünlüğü gibi bizi medenileştiren kavramlar ancak doğal kaynakların herkese yettiği ortamlarda hayat bulur. Dolayısıyla zamanla bu medeni unsurları bölgesel ve küresel olarak kaybetmeye başlayacağız. Bu iniş(ya da çöküş) ne kadar sürer, insani değerlerimizi, toplumsal ve politik barışı, sokakların güvenliğini ne kadar kaybederiz bilinmez, ama kesin olan bir şey var ki, bugünleri mumla arayacağız. Güçlü olanın hayatta kaldığı “barbar” bir hayat yavaş yavaş yerleşecek. Entropi artacak. Kaos ortamında otoritesini sürdürmeye çalışan devletler ister istemez antidemoktatik ile dikta arasında değişen bir yelpazede yeniden yapılanacak. On bin yıl önce de birbirimizi kesiyorduk, evet, ama 500 bin nüfusla milyonlarca kilometrekare bakir toprak, koca ülkeleri kat eden ormanlar ve ağzına kadar balık dolu denizler vardı.

Yıkımın başlaması filmde gösterildiği gibi 2050’leri bulmayacak. Hatta depremlerde, tsunamilerde, savaşlarda, kasırgalarda yaşanan bol sıfırlı ölümler kimine göre aşırı nüfusun ve yeryüzündeki “sıkışıklığın” bedeli ve bu bedeli çoktan ödemeye başladık.

Yenilenebilir enerji bugünkü haliyle hayatı, hatta hayatın küçük bir kısmını dahi işletmeye muktedir değil. Bir rüzgar türbini kendisini yeniden üretecek enerjiyi hasat edemiyor. Güneş pillerinin sağladığı enerji ile pilin kendisinde kullanılacak silikonu ve diğer mineralleri çıkarıp işlemek mümkün değil. Yani yenilenebilir enerji kendisini yeniden üretemiyor, yenilenemiyor. Bu durum yakın zamanda değişebilir ama önceki yazılarımda özetlediğim gibi en iyi senaryoda dahi fosil yakıtların bize sağladığı fiziksel ve kimyasal avantajların yeri doldurulamayacak. Harcadığımız paranın, yaptığımız yatırımın miktarı bu gerçeği değiştirmiyor.

Belgeselden bölümleri http://abcnews.go.com/Technology/Earth2100/ adresinde izleyebilirsiniz. Belgeselin tamamını ise ed2k, torrent  ya da  rapidshare’den indirebilirsiniz.
Reklamlar

4 Responses to “Earth 2100 Belgeseli Üzerine”


  1. 1 Ferah Sumer/Çömlekçi 26 Mar 2010, 12:09

    Merhaba,

    Yazılarınızı ilgiyle ve sorumlulukla okuyorum… Yapı olarak gerçekler ne olursa olsun yüzleşmekten ve çözüm üretmekten yanayım… Fikir Sahibi Damaklar grubuna da mail gönderiyorsunuz sanırım… Yanlış hatırlamıyorsam… Bilmem siz de aynı şeyleri yaşıyor musunuz? Çevremdeki insanları daha sorumlu, verimli ve akılcı yaşamaya davet etmek çok zorlaştı…İnsanlar can sıkıcı veya emek isteyen ya da fikir ve akıl gerektiren konulardan küfretmşiniz gibi kaçıyorlar ya da ilk fırsatta konuyu değiştiriyorlar… Dilsiz gibi hissediyorum kendimi… Bu açıdan sizin gibi fikri yorumu ve emeği olan kişilere rastlamak imkansız neredeyse… Eğer vaktinizi almazsam… Mutlaka siz de aynı şeyleri düşünmüşsünüzdür… İçinde bulunduğumuz dünya ve Türkiye şartlarında birey olarak nasıl yaşayabiliriz ve ruh sağlığımızı nasıl koruyabiliriz ? Sınırlarımız nereye kadar? Kötülüğün de bu sonsuz üreme içgüdüsünden kaynaklanan insan nüfusunu dengeleyen bir şey olduğunu ve ceza görmediğini , düzenin bir parçası olduğunu düşünüyorum… Günümüz şartlarında tepeden baktığımızda bulunmamız gereken nokta nedir sizce? Benim hayatım tabiatla içiçe onu anlayarak okuyarak ve hissederek sanata aktarmak… Yaşama biçimim bu… Geri kalan ihtiyaçlar da asgaride… Ama kuluçkada değil insan hiç… Yıkımları, ihanetleri, hayvanlara doğaya yapılanları görünce insana yaptığı hiçbirşey anlamlı gelmiyor… Bunlara karşı bir duruş geliştirmekten başka… Belki hiç değişmeden olduğu gibi kalmak ve mümkün olduğunca kendimi koruyarak yaşamak en iyisi… Ama önemli bir nokta insan unsuru… Algılar çok ilginç… Boudrilların illuzyonu smulasyonu her an her yerde yaşamaya başladım… 47 yaşındayım …Çocukluğumdaki o köklü ve umut dolu duygular çok zayıfladı… Beni ayakta tutan tabiat, sanat ve artık güvendiğim birkaç insan…İçinde yaşadığımız her yer 137 yanlışı bul şeklinde…Şimdiden teşekkürler…

    • 2 nlty2000 10 Nis 2010, 11:06

      Donanimhaber forumunda enerji krizi ve baglantili konulari tartistigimiz baslikta(dünya petrol krizi) insanlarin dusunus biciminin degistigini yazdiktan bir kac dakika sonra sizin yorumunuzu gordum.
      Sizin yasadiginizi aynen yasiyorum. Insanlarda tam 1.5 kiloluk beyin var ve artik kullanmaktan vazgectiler. Bunun nedenleri uzerine ciltlerce kitap yazilabilir sanirim. Ama artik dusunmek, soru sormak bile bu curumeye karsi bir mucadele sayilacagi icin beni yipratsa ve yorsa da bundan asla vazgecmeyecegim.
      Kotulukle ilgili dusunceleriniz bana bir yerden tanidik geliyor. Kotuluk aslinda insan mutluluguna, dolayisiyla varligina karsi yapilan bir edim. insanin degeri -ya da algiladigimiz degeri- azalinca da bunu yapmak kolaylasiyor.
      Dogamizdan koptugumuz icin dengeyi hissedemiyoruz. dengenin hissedilen bir sey olup olmadigindan bile emin degiliz, degil mi? Mesela ne istedigi konusunda kendinden emin kac kisi taniyorsunuz? Bize mal satmak icin icimizdeki sesi dinlememizi soyluyorlar. Iyi de, bu kadar yapay bir hayat surerken icimden bir ses gelmiyor benim. Dengede oldugumdan emin olmak icin yine yapay onlemlere basvuruyorum. Acaba telefonun alarmiyla uyanmak dengemi bozar mi diye dusunup muzik setini kuruyorum. Belki bin yil onceki gibi aydinlik beni uyandirsa dengemi buldugumdan emin olurdum.
      Sinirlarimiz nereye kadar hic bir fikrim yok. Ilahi bir senaryonun finaline mi yaklasiyoruz merak ediyorum. Merak etmedigim ve emin oldugum tek sey, hayatin oncelikli amacinin mucadele oldugu. Bankacilarla, gdocularla, sanayicilerle, despotlarla, diktatorlerle, fasistlerle, zorbalarla, hepsiyle birden mucadele. Ve evet, ne icin mucadele edecegimizi cok dusunmemiz lazim. Cunku icimizdeki ses artik bize dogru yolu gostermiyor, kendimiz bulmak zorundayiz.

      • 3 Ferah Sumer 25 May 2010, 13:19

        Cevabınız için teşekkür ederim… Haklısınız… Olabildiğince kalan güzellikleri ve gerçek dostlukları gerçek sanatı ve tabiatı yaşamak… Bu güçle de mücadele etmek… Bir şey de olacaksa başım dik karşılarım adam gibi…

      • 4 Ferah Sumer 28 Haz 2010, 21:44

        Cevabınız için teşekkür ederim… 4 senedir markete gitmiyordum… Tanıdığım üreticilerden organik veya doğal gıda alıyordum… Son zamanlarda organik pazarın bana eskisi kadar pozitif elektrik vermediğini hissetmeye başladım birden… Binlerce altın oran müze eseri görüp form renk ve yaptığınız objenin ruhuyla uğraşarak sanat icra edince, doğada altın oran kanıtı makro fotolar çekip tabiata fiziken ve manen karışınca bazı şeyleri çanak anten gibi hissedebiliyorsunuz… gerçek sanat üretme çabası algıları çok geliştiriyor… Organik pazarı bugün itibarıyla bıraktım ve Nazillide kendi için üretim yapan bir hanımdan kargoyla almaya karar verdim… Ve ısmarladım.. Evet haklısınız… Bu öyle bir mücadeleki sadece hayatta kalma değil, onur insan olma ve yaşama anlamı mücadelesi…Herşeyi kabullendikten sonra yaşamanın ne anlamı var…Hayata gerçek tarafından sıkı sıkı tutunup beslenmek güçlenmek ve bu güçle de mücadele etmek, hedef ve inandıkları için de değişiklikler ve yeniden organize olmaktan da çekinmemek… Doğru ve gerçek kaynakları keşfedip bilgilenmek ve devamlı teyid etmek… Bilgi canlı bir organizma gibi… Gerçek gıda konusu mesela… 4 senedir 24 saat neredeyse bu konuyla ilgiliyim… Çokda bilgim oldu… Her an bilgileniyorum teyid etmeye çalışıyorum… Tamam oldu bir daha sorgulamayım demiyorum hep dönüyorum etrafında… Ancak öyle güvenebiliyorum…Bilgi ekliyorum, çıkarıyorum… Bir süre demlenenler oluyor..Değişen, değişmeyen, eklenen çıkan bilgiler… Sabit kalanlar…Bir resim çıkıyor böylece…her konuda böyle artık… Herşeye rağmen sukünetle izliyorum olan biteni…Başka türlü içimdeki sesi duyamıyorum… tabiat ve Sanat en sadık yoldaşım ve pusulam… Saygı ve Sevgiyle


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s





%d blogcu bunu beğendi: