Bunu bana nasıl yaptın baba?

Toprağa “sadık sevgili” diyen bir millet nasıl oldu da ona sırtını döndü? Bu ulusun en belirgin karakteristiği olan kanaat yerini nasıl gözü dönmüşlüğe  ve taassupa bıraktı? Kanaat kavramı vardı eskiden. Az ile yetinme… Herşeyin azı ile. Az toprak, az para, az yemek… Öldü artık bu kavram. Vahhabi kaderciliği ise dal budak saldı, devlet yönetimi dahil hayatın her alanını pis bir mantar gibi, küf gibi kapladı.

Kurtuluş Savaşı ve devrimlerin asıl başarısı askeri değil, ekonomiktir. Askeri olarak öyle mucizeler yaratmış değiliz, gerçekçi olalım. Üzerinde durulmayan, atlanan kısım savaş sonrası başarılardır. Daha doğrusu bugün başarısızlıkla sonuçlandığını rahatlıkla söyleyebileceğim, atılan ilk adımlar, yapılan girişimlerdir. Batıyı örnek alan ama batının sanayici ve banker köleliğine dönüşmüş uygarlık anlayışına karşı kendi tezini geliştirebilen bir iradenin dehasını hatırlayıp takdir eden kalmamıştır. Ekonomik kurtuluşun gerçekleşmesinin üzerinden 15-20 yıl sonra, Osmanlı borçlarının taksitlerinin bittiği 1950’lerde mandacı hükümetler sayesinde yeni bir borç batağına girdiğimizi hatırlayan ve tartışan kalmamıştır. Cumhuriyetin ilk yıllarında devletin “baba” sıfatını alması bir tesadüf müdür? yerlimalı-1
Şimdi o yıllara kara çalmak moda. Sıkıntılarına, sancılarına rağmen gerçek ulus egemenliğinin, gerçek bağımsızlığın yaşandığı yegane dönemi hatırlamadan başımıza gelenleri anlamamız mümkün değil.

Dünyaya kafa tutmuş bu muzaffer halk son 60 yılda adeta başkalaşım geçirdi. Toprağı anası belleyen köylü, tavşan gibi üreyerek köyde barınmasını imkansız hale getirdi. Çok kısa süre öncesine kadar her şeye rağmen kendine yeten bir ülke, nüfusunu ikiye, üç katladı, şehir dediğimiz tümörleri geliştirdi, dünya güzeli doğasını tüketti, bitirdi. Mutsuz oldu. Hayata bakışındaki dengeyi kaybetti, kanaat duygusunu kaybetti, her şeyi, sevgilisini bile alınıp satılan bir mal olarak görmeye başladı. Tasarruf denen kavram birden bire bize anlamsız gelmeyebaşladı. Çağdışı olduğunu sandık tasarrufun. Doğru, son yıllarda pek revaçta değil tasarruf. AB ve ABD halkları son birkaç yıldır tasarruflarını iyiden iyiye eritmiş durumda. Basın, eğitim kurumları, televizyon sürekli bize kredi borcuyla yaşamanın normal olduğunu ima ediyor, beynimizi yıkıyor. Gereğini layıkıyla yapıyoruz. Kredi kartı limitini aşanların sayısı patladı. Kredi kullanıp ev, araba gibi tüketim yapanların sayısı katlandı. Gereksiz tüketerek ve borçlanarak hem çocuklarımızın hayatını ipotek ediyoruz, hem de doğal kaynakları ziyan ediyoruz. Bu devlet kurulduğunda insanlar toprağa dört elle sarılıp ayağını yorganına göre uzatıyordu. İhraç ettiği kadar ithal ediyor, kazandığı kadar harcıyordu. Bu bir kültürdü. Bakın İnönü 13 Kasım 1929’da TBMM kürsüsünde ne diyor:

“Şimdi iktisadi açığın girift olan, güç olan asıl milli kısmına geliyorum. yerlimalı-3 kucukDevlet hayatında olduğu gibi, millet hayatında da kendi kaynağıyla, yani üretimiyle yetinmek endişesi; işte asıl büyük tedbir budur. Millet kendi üretiminden fazla sarfetmeyerek kanaatkar bir hayata girmek mecburiyetindedir. Bin belaya karşı koyan, bin musibeti ezip yenmek ile meydana çıkan milli mevcudiyet sırf milli yaşamı düzenleyememek yüzünden tehlikeye düşürülmeyecektir. Aklı eren bütün vatandaşların şuurunu uyandırmak vebu uğurda devletin bütün kuvvetlerini harekete geçirmek kati kararımızdır.

Eğer vatandaş ekmekle kahve arasında kararsız kalacaksa, onun kahveyi tercih edip dermansız düşmemesi için gücümüzün yettiği kadar kulağına bağıracağız. Güzel lavanta sürünmüş ince ipekliler içinde Türk kızlarının cılız ve ciğeri çürümüş bir hale gelmesine izin vermeyeceğiz. Anadolu dağlarının sarı çiçeklerini başına takarak, gürbüz vücutla cephane taşıyan anaları gibi, kızlarımızın sağlam vücutla ve her şeyden evvel kuvvetleri, kanaatkarlıkları, tasarrufları ile kendi yuvalarını yıkılmaz kaleler gibi sağlamlaştırmasını isteyeceğiz.”

60 yıllık ihanetin bedeli, milletin gönüllü olarak kendini bankerlerin kölesi haline getirmesi oldu. Anadolu’nun taşıma kapasitesi aşıldı. Nüfusumuz 100 milyona, borcumuz göğe doğru hızla yükseliyor. Tarım toprağı denize akmaya devam ediyor. Suyumuz tükeniyor. Torununuzun sapan yapacağı ağaç kalmayacak. Tohumlarımızı bile kirlettiler. Babamız yakında yakında organik tarımı yasaklayacak, haberiniz var mı?

yerlimalı-2 kucukYerli malı diye bilinen şey esasen tarım ürünleriydi. Toprak mahsulleri. Su ile birlikte yaşamın temel direği. Doğanın iltimas geçtiği bu topraklarda ürün konusunda sıkıntı çekmemiz düşünülemezdi. 30 yıl önce düşünemeyeceğimiz şey bugün yavaş yavaş gerçekleşiyor. Gıda konusunda da dışa bağımlı hale geliyoruz. Bu kaderimiz değil. Su ve gıda bir güvenlik meselesidir. Olaya bu gözle bakarsanız “vatan toprağı kutsaldır” sözü belki gözünüzde birden bire yeni bir anlam kazanır.

Ülkesini savunmak isteyen var mı? Tasarruf edin. Çiftçiliği öğrenin. Petrolden yakanızı sıyırın, organik tarım yapın. Çünkü BM, tükenmekte olan petrolü şu ve bu bahaneyle kotaya bağlayacak. Hükümetin genetiği değiştirilmiş tohum ve kollektif tarım zorlamalarına karşı direnmeye şimdiden hazırlanın.

Reklamlar

0 Responses to “Bunu bana nasıl yaptın baba?”



  1. Yorum Yapın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s





%d blogcu bunu beğendi: